25 Temmuz 2011 Pazartesi

Ters Hareket

Hafta sonu muhabbet ederken laf arasında "Ters Hareket" lafı geçince aklıma direk bu karikatür gelmişti.

Muhabbetle...

14 Temmuz 2011 Perşembe

Şike Skandalı Üzerine

Bi karışmayan o vardır diye düşünürken....




Kaynak : Bobiler.org

28 Haziran 2011 Salı

Konyalı Hacı Usta'da Pide Keyfi

Konya denince akla gelen ilk şey Büyük İslam Düşünürü Mevlana olsa da, olaya yemek açısından yaklaştığımız da Konya Fırın Kebabı ve Etli Ekmek gelir. Öğlen yemek arasında hem karnımızı doyurmak hem de etli ekmek ve diğer çeşitlerini denemek için Konyalı Hacı Usta'ya gidiyoruz. Konyalı Hacı Usta'nın Ankara'da 5 şubesi var. Biz arkadaşımla beraber Balgat şubesine uğradık.


Başlangıç olarak önümüze ezme, turşu ve salata üçlüsü geliyor. Pidelerimiz gelene kadar idare edeceğiz artık. Turşu hafiften mevsiminin geçtiği havasında duruyor. Ama lezzet olarak güzel. Ezme içinse standart bir ezme lezzeti diyebilirim. Salata için diyebileceklerim ise malzemeler taze ve güzel.

Gelelim asıl geliş konumuza... Biz iki kişi, ortaya birer adet Etli Ekmek, Bıçak Arası ve Börek söyledik. Klasik uzun bir tahta üzerinde servis edildi. Görüntü gerçekten güzel. Bilmeyenler için Etli Ekmek bir nevi kıymalı pide muadili. Bıçak Arası ise kuşbaşı etin bıçaklar ile küçültülerek iyice ufaltıp pide üstüne konulması. Börek ise peynirli pide muadili diyebiliriz. Tabii bunlar en yakın lezzetler açısından yapılan değerlendirmeler. Yoksa börekte ki peynir sıradan bir peynir değil. Biraz daha ekşimsi gibi. Benim sevdiğim bir lezzet oldu. Pidelerin üçünün de hamuru gayet ince ve çıtır çıtır. Yedikten sonra mideye ağırlık yapmıyor. Lezzeti ve tadı gayet yerinde. Malzemeler yeterli ve de gözü de doyurucu.


Son olarak ta tatlı. Tercihimiz künefeden yana idi. Tadımlık ta olsa yemek istedik iki kişi bir parça künefeyi afiyetle götürdük. Künefe güneye ait bir lezzettir, Konya ile ne alakası var diyebilirsiniz. Ama lezzet olarak birçok yerde yediğiniz künefeden kat kat güzel. Ben denedim gayet memnun kaldım. Sizlere de tavsiye ederim.

Konyalı Hacı Usta'ya iletişim için linki kullanabilirsiniz. Ayrıca burada birçok yemek fişinin/kartının geçmesi de ayrı bir avantaj. Güzel bir alternatif. Fiyatları da gayet makul. Afiyet olsun.


Lezzet Dünyası

Çeşnicibaşı
Konyalı Hacı Usta’da Pide Keyfi

22 Haziran 2011 Çarşamba

Yeteeeerrr.....

Geçen sene yıldız futbolcu transferleri ve Allen Iverson'ın gelişi neticesinde sizin başkan çoştu taraftar olarak artık affetmişsinizdir diyenlere, daha çok günahı var affedilmesi gereken derken, günahları daha da arttırma yolunu seçmiş gibi duruyor Yıldırım Demirören ve yönetim kurulu. Geçen sene Türk basketbolunun en adam gibi adamlarında biri ve o zaman ki kaptanımız Haluk Yıldırım, Adem Ören ve alt yapımızdan çıkan Kerem Özkan'a yapılanların aynısı belki de bir fazlası veya biraz farklısı bu sene Bekir Yarangüme, Cüneyt Erden, ve Serhat Çetin üçlüsüne yapılıyor.

Geçen sene yapılmış olan kontratların ne kadar doğru ya da yanlış olduğu ayrı mesele. Ama sen altında imzan olan bir sözleşmenin şartlarını değiştirmiyorlar diye çalışanlarına bu şekilde davranamazsın. Hukuksal olarak Mobbing kapsamına girer mi? Bilemiyorum bu sorunun cevabını ama en azından ben bir Beşiktaşlı olarak yapılanları yakıştıramadım.

Her açıklamasında Beşiktaşlılık Duruşu'ndan bahsedenlerin herhangi bir duruş gösteremedikleri gibi Beşiktaş'a karşı mevcut olan tüm saygınlığı ve sempatiyi giderek azaltmaları ve neredeyse yok etmeleri ise ayrı bir konu.

Not : Resim salsabasketten alınmıştır.

31 Mayıs 2011 Salı

Batman Begins



Yönetmenliğini Christopher Nolan'ın yaptığı, senaryosunu da Bob Kane ve David S. Goyer'ın yazdığı bir süper kahramanın nasıl o hale geldiğini anlatan gerek hikayesi gerek sinematografisi gerekse müzikleri ile oldukça başarılı bir film. Batman olarak Christian Bale'i gördüğümüz bu filmde oyuncu kadrosu da olukça kuvvetli. Michael Caine, Liam Neeson, Ken Watanabe, Gary Oldman, Kate Holmes ve tabii ki Morgan Freeman isimleri zaten kadronun derinliğini belli ediyor.
Süper kahramanlarla ilgili genelde hep atlanan bir dönem vardır. İlk aksiyona giriş ve acemilik dönemi. Bu filmde ise Batman'in acemilik dönemi gözler önüne seriliyor. Hangi aşamalardan geçtiğini nasıl bir ruhsal ve fiziksel gelişim ve değişim gösterdiğini anlatan ve tamamı ile yeni bir Batman serisi başlatan bu film ile Tim Burton'ın çektiği Batman serisinden ayrı ele almak gerekiyor. Tim Burton Batman'i aynen şimdiye kadar olan diğer Batman filmleri gibi orijinal hikayeye pek sadık kalmayıp kendine göre eğip büken hatta filmi adam edebilmek için sağlam kötü adamlara ve birçok ünlüye bel bağlayan filmlerdir. Örneğin orijinal hikayede Joker hiçbir zaman Bruce Wayne'in ailesini öldüren adam olarak lanse edilmemiştir. Bu insan Joe Chill isimli bir sokak serserisidir. Şimdiye kadar ki Batman uyarlamalarından farkı Burton'ın kendine özel bir dünya yaratmış olmasıdır. Bu filmin ise güzel tarafı Batman çizgi romanındaki asıl tema olan "suçlu-kahraman" diyalektiğini yakalayabilmiş olmasıdır.
Batman dünyasında Gotham City'nin yok olması pahasına irdelenen "Kahraman kahraman mıdır?, Suçlu mıknatısı mıdır?" sorusunu yakalamaya başlamıştır bu filmde Nolan. İç çelişkileri kimi zaman karanlık yönleri kimi zaman karamsarlığı, kendini zayıf hissetmesi ve acabaları ile güzel bir hikayeye ile içi dolu bir film sunmuştur. Dolayısı ile film için işte bir süper kahraman filmi sadece vurdu kırdı ve aksiyon filmi olarak ön yargılarla yaklaşmamak gerekiyor. Zaten sırf filmi o beklenti ile de izlerseniz büyük ihtimal hayal kırıklığı ile karşılaşırsınız. Bu filmi diğer Batman filmlerinden ayıran diğer bir önemli özellik te Batman'i "üstün güçleri olan süper kahraman" olarak göstermemesidir. Gerek dövüş becerisi, gerek kıyafeti, gerek Batmobile'i olsun, hepsi mantık süzgecinden geçirilmiş, günümüz dünyasına uyarlanmıştır. Kısacası an itibari ile de IMDB Top 250 listesinde yer alabilmekte zaten yeterli bir fikir verebilir sanırım.

17 Mayıs 2011 Salı

Duygular Aynı, Renkler Farklı, Başınız Sağ Olsun


"Duygular aynı, Renkler farklı, Başınız sağ olsun"

Futbol ortamının iyice kirlendiği şu günlerde olayın sebebi açısından değil de sonucunda yapılan eylem açısından içimizi ısıtan duyarlı bir hareket. Pankartı düşünenlerin, yapanların, tutanların hepsini ellerine ve yüreklerine sağlık.

Ölenlere Allah rahmet eylesin. Yakınlarına ve Fenerbahçe camiasına da başsağlığı ve sabır diliyorum.

8 Mayıs 2011 Pazar

Yorumsuz Diyeceğim Ama


Bir cümle kurmadan da olmaz şimdi.
Herşeyi geçtim bu fotoğraf üzerine diyebileceğim tek cümle "Senin şu görüntünle teröristten tek farkın onun yeşilinin daha koyu olması"

Bakalım federasyon cesaret gösterip esaslı bir ceza verebilecek mi?

Euroleague 2012 Final Four’u İstanbul’da


Aslında THY'nin lige sponsor olmasından sonra olması beklenen gelişmelerden bir tanesiydi. Ben sonraki sezonlarda olabilir diye düşünüyordum ama daha resmen sıcağı sıcağı olması güzel oldu. Tam metni ile vermek gerekirse THY Euroleague’de 2012 Final Four’u İstanbul’da düzenlenecek. Avrupa Basketbolu'nun en önemli organizasyonlarından birinin yeniden ülkemizde yapılıyor olması sevindirici. Emeği geçen herkese şimdiden teşekkürler.

12 Nisan 2011 Salı

Takım Tutma Olgusu


En klasik sorulardan biridir çocuklara sorulan "Hangi takımı tutuyorsun?" ve belki de geleceğini etkileyen. Çünkü tutulan takımın değiştirilmesi hoş görülmez, değiştiren yadırganır ve hatta terslenip dalga bile geçilir. Bu yüzden soru önemlidir ve cevabı oluşturan etkenler genelde aynıdır. Büyük çoğunluğumuzun tuttuğu takım örnek aldığı, değer verdiği, sevip saydığı bir büyüğünün takımıdır. O kişi o takımı tutuyor diye takım tutulur. Benim taraftarlığımın başlangıç noktası da aynıdır. Bana da benzer soru sorulunca ben babama sormuşum hangi takımlısın diye. O da Beşiktaş demiş ve başlamış Beşiktaşlılığımız. Gerçi babam da o güne kadar sadece lafta kalmış taraftarlığı, kadroyu sorsan sayamazmış ama benimle beraber öğrenmiş o da. O zamanlar Kırıkkale de oturuyorduk. Orada da yerleşmiş bir takım ve taraftarlık olmadığı için takımı ne yapar ne eder bilemedik tabii. Sonradan Ankara'ya taşındık ama o zamana kadar Beşiktaşlılık hepten işlemiş zaten. Üstüne bir de Gordon Milne dönemi ile iyice kanıksadım takımımı. Halbuki küçüklüğümde bir Kırıkkale takımının yerleşik bir futbol kültürü olsa belki İstanbul'un içinden çıkan bir semt takımı yerine Kırıkkale'nin bir takımını tutabilirdim.
Genelde en klişe cümlelerden biridir neden şehir takımlarının taraftar desteği yeterince yok? Hep örnek olarak gösterilen İngiltere'nin aksine ülkemizde görülen durum budur. En çok İstanbul'dan çıkma üç takımının isminin sayılması ve o takımların taraftarlarının çoğüunlukta olması. Sebebi aslında biraz da geçmişten kalma. Çünkü aslında şehir takımlarının bir çoğunun kuruluş tarihi yeni denilebilecek tarihler iken İstanbul takımlarının asırlık ömre sahip olması ve futbolun İstanbul'dan tüm Türkiye'ye yayılması, yayılırken de İstanbul için semt takımı olan takımların da popülerliğinin yayılması. Diğer bazı semt takımlarının ise yönetimsel hataları ile tarihin tozlu yapraklarına karışmasının da katkısı yadsınamaz. Hep örnek gösterilen İngiltere'de şehir takımlarının zaten büyük çoğunluğu İstanbul takımları denilen takımların oradaki muadilleri kadar hatta onlardan da yaşlıdır. Misal Sheffield FC kulubü. adını bilmeyiz ama 1857 tarihinde kurulmuş olması ile dünyanın en yaşlı futbol kulübüdür. Ya da diğer takımları da benzerdir. Dolayısı ile şehir takımı kültürü aslında yeni yeni diyebileceğimiz bir durumdur. Taraftarı olan takımlarımıza bakarsak zaten onlarında kuruluş tarihlerinin oldukça eski olduğu ve varlıkları üst düzey liglerde sürdürdükleri gözükmektedir. Örneğin kuruluş tarihleri ile vermek gerekirse Ankaragücü 1910, Göztepe 1925, Karşıyaka 1912, Altay 1914, Adanaspor 1954, Adana Demirspor 1940 takımlarını sayabiliriz. Göztepe'nin şu an alt liglerde mücadele ediyor olması da gene yönetimsel bir durum yüzünden, liglerden peşi sıra düşmeleri ve sanırım Uefa'dan da aldıkları cezalar sonucu fakat geçmişten sahip olduğu taraftarlık kültürünü devam ettiriyorlar. Diğer takımlarımıza baktığımız da ise bir çoklarının kuruluş tarihinin 1960 lı yıllar civarinda görebiliyoruz. Bunlardan da belli dönemlerde gerek ligde peşpeşe sezonlarda üst sıraları zorlayanlar, gerekse Türkiye Kupası'nda final ya da yarı final başarısı gösterenler de zaten kendi taraftar gruplarını oluşturabilmiştir. Bunlara da örnek olarak verebileceklerimiz de Trabzonspor 1967, Eskişehirspor 1965, Bursaspor 1963, Sakaryaspor 1965, Kocaelispor 1966.
O halde takımlarımız ya da yazarlarımız niye şikayet ediyorlar tribün ilgisinden anlamıyorum . Çünkü takımlarımız ortaya bir rekabet unusur ortaya koyamazken, nasıl tribünlere taraftar çekmeyi ya da genel olarak taraftar sayılarında bir artış göstermesini bekliyorlar? Mesela Ankara'da Gençlerbirliği üzerinden gidersek, Ersun Yanal'ın çalıştığı dönemde yarışmacı kimliği kazanmak üzere iken, ligde başa güreşmeye başlamışken, Avrupa Kupalarında başarı ile mücadele ederken tribünlere hatırı sayılır bir taraftar kitlesi çekmeye başlamışken, gerek Ersun Yanal'ın takım değiştirmesi (Milli Takıma geçmesi) gerekse de yapılan yatırımın devamının getirilmemesi sonucu o günlerde temeli sağlam atılabilecek bir taraftar kitlesi de oluşturulabilecekken geri adım atılması sonucu taraftar oluşumu da oldukça sekmeye uğramıştır. Ya da diğer takımlara bakalım. Hedefsiz kaldıktan sonra yerleşik taraftar kitlesi olmayan takımların destekleri bir anda azalır. Misal bir takım ligden düşmeye adayken tribünleri dolarken, o tehlike atlatılıp takım düzlüğe çıktıktan sonra hedefi kalmayınca tribünleri bir anda boşalmaya başlar.
O halde yapılması gerekenler neler olabilir? Özellikle şehir takımlarının yapması gerekenler tribünlere seyirciyi çekmeye çalışmak olmalı. Misal tribüne gelen 12-18 yaş arası çocuklara, karı koca veya ailesi ile gelenlere biletler de indirim veya sonraki maçlar için indirim veya bedava bilet imkanları sunulabilinir. Takımların okullara ziyaretleri sağlanabilir veya takım antremanına okulların katılımları sağlanıp forma, takım tişörtleri, bayraklar ve hatta maç biletleri sağlanabilir veya sürekli bedavacılığın da önüne geçebilmek için kombinelerde indirim sağlanabilir ya da bedava uygulaması belli bir yaşa kadar örneğin 14-15 li yaşlara kadar olabilir. Bu gruplara da tribünde belli bir yer ayrılarak haksız kullanımların da önüne geçilebilinir. Takımlara biraz daha sosyal sorumluluk gerektiren projelere katılarak takıma sempati sağlanbilir. Ama gene de en önemlisi belli bir başarı sağlamak. Ligde kısa sürede kolay olabilecek bir durum olmasa da en azından Avrupa Kupalarına katılabilmek veya en azından kupada mümkün olduğunca üst turlara çıkabilecek şekilde yatırımlar yapmak. Yani kısaca ortaya bir hedef koyabilmek ve hedefi olan bir takım ortaya çıkarmak ve taraftara yönelik kazanımlar için çalışmalarda bulunmak gerekiyor.

22 Mart 2011 Salı

Tribün Güzellikleri

Trabzonspor taraftarından süper bir çalışma bence...
Benzer bir poz içinde olmayı isterdim açıkçası...




Not : Resim ntvspor.net ten alınmıştır.