Lakırtı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Lakırtı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Kasım 2011 Cumartesi

Kurban Bayramınız Kutlu Olsun...

4 Ağustos 2011 Perşembe

Renk Skalası

Kadınlar ve erkeklerin renkleri ayırma biçimi.


Sağ taraf doğru ve yeterli ama ya :)

Not : Resimi Dünya İşlerinde gördüm.

25 Temmuz 2011 Pazartesi

Ters Hareket

Hafta sonu muhabbet ederken laf arasında "Ters Hareket" lafı geçince aklıma direk bu karikatür gelmişti.

Muhabbetle...

14 Temmuz 2011 Perşembe

Şike Skandalı Üzerine

Bi karışmayan o vardır diye düşünürken....




Kaynak : Bobiler.org

17 Mayıs 2011 Salı

Duygular Aynı, Renkler Farklı, Başınız Sağ Olsun


"Duygular aynı, Renkler farklı, Başınız sağ olsun"

Futbol ortamının iyice kirlendiği şu günlerde olayın sebebi açısından değil de sonucunda yapılan eylem açısından içimizi ısıtan duyarlı bir hareket. Pankartı düşünenlerin, yapanların, tutanların hepsini ellerine ve yüreklerine sağlık.

Ölenlere Allah rahmet eylesin. Yakınlarına ve Fenerbahçe camiasına da başsağlığı ve sabır diliyorum.

12 Nisan 2011 Salı

Takım Tutma Olgusu


En klasik sorulardan biridir çocuklara sorulan "Hangi takımı tutuyorsun?" ve belki de geleceğini etkileyen. Çünkü tutulan takımın değiştirilmesi hoş görülmez, değiştiren yadırganır ve hatta terslenip dalga bile geçilir. Bu yüzden soru önemlidir ve cevabı oluşturan etkenler genelde aynıdır. Büyük çoğunluğumuzun tuttuğu takım örnek aldığı, değer verdiği, sevip saydığı bir büyüğünün takımıdır. O kişi o takımı tutuyor diye takım tutulur. Benim taraftarlığımın başlangıç noktası da aynıdır. Bana da benzer soru sorulunca ben babama sormuşum hangi takımlısın diye. O da Beşiktaş demiş ve başlamış Beşiktaşlılığımız. Gerçi babam da o güne kadar sadece lafta kalmış taraftarlığı, kadroyu sorsan sayamazmış ama benimle beraber öğrenmiş o da. O zamanlar Kırıkkale de oturuyorduk. Orada da yerleşmiş bir takım ve taraftarlık olmadığı için takımı ne yapar ne eder bilemedik tabii. Sonradan Ankara'ya taşındık ama o zamana kadar Beşiktaşlılık hepten işlemiş zaten. Üstüne bir de Gordon Milne dönemi ile iyice kanıksadım takımımı. Halbuki küçüklüğümde bir Kırıkkale takımının yerleşik bir futbol kültürü olsa belki İstanbul'un içinden çıkan bir semt takımı yerine Kırıkkale'nin bir takımını tutabilirdim.
Genelde en klişe cümlelerden biridir neden şehir takımlarının taraftar desteği yeterince yok? Hep örnek olarak gösterilen İngiltere'nin aksine ülkemizde görülen durum budur. En çok İstanbul'dan çıkma üç takımının isminin sayılması ve o takımların taraftarlarının çoğüunlukta olması. Sebebi aslında biraz da geçmişten kalma. Çünkü aslında şehir takımlarının bir çoğunun kuruluş tarihi yeni denilebilecek tarihler iken İstanbul takımlarının asırlık ömre sahip olması ve futbolun İstanbul'dan tüm Türkiye'ye yayılması, yayılırken de İstanbul için semt takımı olan takımların da popülerliğinin yayılması. Diğer bazı semt takımlarının ise yönetimsel hataları ile tarihin tozlu yapraklarına karışmasının da katkısı yadsınamaz. Hep örnek gösterilen İngiltere'de şehir takımlarının zaten büyük çoğunluğu İstanbul takımları denilen takımların oradaki muadilleri kadar hatta onlardan da yaşlıdır. Misal Sheffield FC kulubü. adını bilmeyiz ama 1857 tarihinde kurulmuş olması ile dünyanın en yaşlı futbol kulübüdür. Ya da diğer takımları da benzerdir. Dolayısı ile şehir takımı kültürü aslında yeni yeni diyebileceğimiz bir durumdur. Taraftarı olan takımlarımıza bakarsak zaten onlarında kuruluş tarihlerinin oldukça eski olduğu ve varlıkları üst düzey liglerde sürdürdükleri gözükmektedir. Örneğin kuruluş tarihleri ile vermek gerekirse Ankaragücü 1910, Göztepe 1925, Karşıyaka 1912, Altay 1914, Adanaspor 1954, Adana Demirspor 1940 takımlarını sayabiliriz. Göztepe'nin şu an alt liglerde mücadele ediyor olması da gene yönetimsel bir durum yüzünden, liglerden peşi sıra düşmeleri ve sanırım Uefa'dan da aldıkları cezalar sonucu fakat geçmişten sahip olduğu taraftarlık kültürünü devam ettiriyorlar. Diğer takımlarımıza baktığımız da ise bir çoklarının kuruluş tarihinin 1960 lı yıllar civarinda görebiliyoruz. Bunlardan da belli dönemlerde gerek ligde peşpeşe sezonlarda üst sıraları zorlayanlar, gerekse Türkiye Kupası'nda final ya da yarı final başarısı gösterenler de zaten kendi taraftar gruplarını oluşturabilmiştir. Bunlara da örnek olarak verebileceklerimiz de Trabzonspor 1967, Eskişehirspor 1965, Bursaspor 1963, Sakaryaspor 1965, Kocaelispor 1966.
O halde takımlarımız ya da yazarlarımız niye şikayet ediyorlar tribün ilgisinden anlamıyorum . Çünkü takımlarımız ortaya bir rekabet unusur ortaya koyamazken, nasıl tribünlere taraftar çekmeyi ya da genel olarak taraftar sayılarında bir artış göstermesini bekliyorlar? Mesela Ankara'da Gençlerbirliği üzerinden gidersek, Ersun Yanal'ın çalıştığı dönemde yarışmacı kimliği kazanmak üzere iken, ligde başa güreşmeye başlamışken, Avrupa Kupalarında başarı ile mücadele ederken tribünlere hatırı sayılır bir taraftar kitlesi çekmeye başlamışken, gerek Ersun Yanal'ın takım değiştirmesi (Milli Takıma geçmesi) gerekse de yapılan yatırımın devamının getirilmemesi sonucu o günlerde temeli sağlam atılabilecek bir taraftar kitlesi de oluşturulabilecekken geri adım atılması sonucu taraftar oluşumu da oldukça sekmeye uğramıştır. Ya da diğer takımlara bakalım. Hedefsiz kaldıktan sonra yerleşik taraftar kitlesi olmayan takımların destekleri bir anda azalır. Misal bir takım ligden düşmeye adayken tribünleri dolarken, o tehlike atlatılıp takım düzlüğe çıktıktan sonra hedefi kalmayınca tribünleri bir anda boşalmaya başlar.
O halde yapılması gerekenler neler olabilir? Özellikle şehir takımlarının yapması gerekenler tribünlere seyirciyi çekmeye çalışmak olmalı. Misal tribüne gelen 12-18 yaş arası çocuklara, karı koca veya ailesi ile gelenlere biletler de indirim veya sonraki maçlar için indirim veya bedava bilet imkanları sunulabilinir. Takımların okullara ziyaretleri sağlanabilir veya takım antremanına okulların katılımları sağlanıp forma, takım tişörtleri, bayraklar ve hatta maç biletleri sağlanabilir veya sürekli bedavacılığın da önüne geçebilmek için kombinelerde indirim sağlanabilir ya da bedava uygulaması belli bir yaşa kadar örneğin 14-15 li yaşlara kadar olabilir. Bu gruplara da tribünde belli bir yer ayrılarak haksız kullanımların da önüne geçilebilinir. Takımlara biraz daha sosyal sorumluluk gerektiren projelere katılarak takıma sempati sağlanbilir. Ama gene de en önemlisi belli bir başarı sağlamak. Ligde kısa sürede kolay olabilecek bir durum olmasa da en azından Avrupa Kupalarına katılabilmek veya en azından kupada mümkün olduğunca üst turlara çıkabilecek şekilde yatırımlar yapmak. Yani kısaca ortaya bir hedef koyabilmek ve hedefi olan bir takım ortaya çıkarmak ve taraftara yönelik kazanımlar için çalışmalarda bulunmak gerekiyor.

22 Mart 2011 Salı

Tribün Güzellikleri

Trabzonspor taraftarından süper bir çalışma bence...
Benzer bir poz içinde olmayı isterdim açıkçası...




Not : Resim ntvspor.net ten alınmıştır.

23 Ocak 2011 Pazar

Kısa Kısa 2


- Beşiktaş'ın yeni forması değişik duruyor. İlk görüntüsü fena değil. Futbolcular üzerinde de fena durmuyor gibi ama gene de alışmak lazım.

- Beşiktaş'ın özellikle ilk yarıda ve ilk yarım saattaki oyunu mest ediciydi. Oyunu sürekli ileriye yıkması, bunu başarması ve rakip yarı sahada oynanması benim gibi bir çok Beşiktaşlıyı mest etti. Rakip her ne kadar Buca olsa da gene de başlangıç çok güzel oldu. Yalnız Toraman'ın bir an önce formunu toparlaması lazım. Ersan'a da maşallah bu arada.

- Yeni Portekizliler de İnönü ile tanışmış oldu. Maçtan sonra yorumlarından da belli ki etki altına girmişler. Bu sene gelen yıldız dediğimiz futbolcuların takımı sahiplenmesi güzel. Hele Guti tam da kırk yıllık Beşiktaşlı gibi. Gene attı ve formayı ve armayı öptü. Bu görüntü bile milyonlar değerinde ve ilerisi için büyük artı.

- Beşiktaş Cola Turka'da da işler iyi gidiyor gibi. Chatman her yönü ile (15 sayı 9 rib. 12 asist), Ogilvy hücumsal olarak, Mustafa Abi de savunma yönü ile olayı bitirdi. 3/20 üçlük isabetine karşın galip olmak ve 82 atmak ta ayrı güzel.

- Fenerbahçe ikinci yarının ilk haftasında daha şimdiden ilk yarıdaki galibiyet sayısına ulaştı.

- Trabzon biraz atamayana atarlar maçında kendi kiralık oyuncusu tarafından gol yiyerek resmen kendi silahıyla vurulmuş oldu. Tamam penaltısı verilmedi ama o kadar golden birini atsalar sıkıntı kalmayacaktı. Puan kayıpları da başlamış oldu.

- Bursaspor'da puan kaybı yapanlara katıldı. Kenny Miller da ilk maçına çıkmış oldu. Pek takip etmedim ama Nunez gidici mi acaba?

- Galatasaray'da yeni stadında ilk maçına çıktı. Öncelikle hayırlı olsun. Benim tahminimden daha kalabalık bir görüntü vardı. Ama tam dolu hali ile hepten güzel bir ortam oluşacak besbelli.

- Cem Yılmaz'ın reklamda da dediği gibi "Mekan oynatıyor abi". Servet kendi başlattığı atakta Sabri'nin ara pasında Barış Özbek'in ortaında golünü attı. Böylecede adını tarihin dönüm noktalarından birine yazdırdı. Böyle öneml bir golün futbolun güzellikleri adına başka bir futbolcu tarafından atılmasını tercih ederdim. Mesela geçmişe dönersek İnönü Stadyum'unun açılışında ilk golü Süleyman Seba'nın atması gibi.


- Sivas'tan da Kamil Grosicki'yi çok beğendim bir maçlık izlediğim ile. Fenerbahçe'li Stoch'tan daha iyi gibi duruyor. Ama dediğim gibi sadece bir maçlık bir görüntü anlık parlama da olabilir.

- Barcelona gene dolu dizgin gidiyorlar. Özellikle 3. gollerini çok beğendim.

- Fenerbahçe Ülker hafta içi Olimpiyakos'u devirdikten sonra yapıları itibarı ile çok beğendiğim ve ligin kuvvetli ekiplerinden Banvit'i fazla zorlanmadan yendiler. Bu sene bence açık ara favori olduklarını bir daha gösterdiler.

- Hava durumuna göre son güzel haftasonu olabilirmiş. Kar yağmayacak ise soğumasın ama...

Kısa Kısa Serisi

7 Ocak 2011 Cuma

Yalnızlık


Yalnızlık. Herkesin dönem dönem kendini o şekilde tanımladığı ve kimi dönemler de üzerine yakıştığını düşündüğü, yalın olmaktan türemiş, mevsimlik bir elbise aslında.
Etrafınızda mutlaka görmüşsünüzdür; kimilerinin o elbiseyi giydiğini ve elbisenin kendisini sıktığını söylediklerini. Ama aslında yalnızlık öyle herkesin görebildiği bir elbise değildir ya da gösterebildiği. Çünkü yalnızlık kişinin sadece kendisine ait bir şeydir. Kişiye özeldir kendi içinde kalır ve paylaşılamaz. Zaten paylaşılıyorsa, paylaştığıyla yalnızlığından sıyrılır insan. Bu yüzden yalnız değildir o kişi aslında. Sadece yalnız olduğu yanılgısı içindedir. Bir nevi sabun köpüğü gibi gibidir. Nasıl ki sabun köpüğünü üflerseniz havaya, uçmaya başlar ve süzülür salına salına ve sonrasında ortamda bulunan arkadaşınız dokunur o balona ve patlatırsa, yalnızlıkta aynen o şekilde bir arkadaşınıza temas ettiğinde patlar gider benzer şekilde. Kaybolur o anda.
Yalnızlık da bencillik içerir bu sebepten dolayı. O yüzden yalnızım diyen kişi bencildir nazarımda. Yalnızlığımı nasıl gideririm diye düşünmesinden ziyade kendisine asıl sorması gereken soru bencilliğimi nasıl kırabilirim olmalıdır. Bencilliğini aşmaya başladığında zaten önce paylaşmayı öğrenecektir zaten.
Dolayısıyla da dost kazanmayı ve nihayetinde de yalnızlığını gidermeyi.

3 Ocak 2011 Pazartesi

Yeni Yıl Yeni Yeni Yıl ...



Bizlere kutlu olsun
Yeni yıl yeni yeni yıl
Bizlere mutlu olsun.

şeklinde bir çocuk şarkısı vardı yeni yılla ilgili.
Biz de nacizane yeni yılınızı kutlar ve mutluluklarınızın katlanarak artmasını dileriz.
Mutlu ve Huzurlu bir yıl geçirmeniz dileğiyle....



Fotoyu juventusfcturkiye den aldım. Çok hoşuma gitii

13 Aralık 2010 Pazartesi

Boz Baykuşlar



Daha düne kadar* ne adlarını ne kendilerini duymuştum. Trabzonspor'un 'Bize Her Yer Trabzon' sloganına karşı yaptıkları çalışma ile gözüme çarptılar. Boz Baykuşlar bir incisözlük oluşumu. İncisözlük'ün diğer aktivitelerini beğenirsiniz beğenmezsiniz o ayrı konu ama bu ortaya koydukları çalışma ile dikkatimi ve takdirimi kazanmış durumdular. Seçmiş oldukları logo ve renkleri ile gayet başarılı bir çalışma yapmışlar ve atkıları da oldukça dikkat çekici ve başarılı.



"Ne metrobüse ne akbile
Bizim aşkımız belediyeye"
diyerek mottolarını ortaya koymuşlardır.
Diğer çalışmalarını da ilgi ile takip edeceğiz gibi duruyor.


* (12/12/2010 tarihli İBB - TS maçı)

3 Ocak 2010 Pazar

Yeni Yılınız Kutlu Olsun...



Temenniler genelde elinizde sihirli bir çubuğunuz olsa ne yapardınız sorusuna cevaplar şeklinde olsa da biz gene de kısaca tüm insanlık için 2009'dan çok çok daha iyi bir yıl olmasını temenni eder, herkesin yeni yılını kutlarız.

20 Aralık 2009 Pazar

Kısa Kısa


-- Avatar filmini izledim 3D olarak. İlk defa bir 3D film izledim. Artık normal bir filmden ne kadar zevk alırım bilmiyorum. Kısaca adamlar yapmış abi. Filme daha detaylı değineceğim inşallah.

-- Galatasaray - Gençbirliği maçı bir defa daha gösterdi ki atamayana atarlar. Kahe'nin aklı neredeydi merak ettim. Yalnız Galatasaray'ın bu ofsayt taktiği yüzünden maçın hakemleri haksız yere çok küfür yer.

-- Kar ha geldi ha gelecek derken yağmadı bir türlü. Nerede o eski kışlar?

-- Liderlik stresimidir bilemiyorum ama Kayseri kazanabileceği bir maçı atacağı pozisyonlar da bulmasına rağmen kazanamadı. İnşallah hep tepelerde olurlarda zirve mücadelesi güzel olur.

-- Baasketbol takımımız Erdemir deplasmanından galibiyet ile dönüyor. Spn periyotta maçı almışız. Naklen yayın olsaydı keşke de Chatman'in performansını izleyebilseydik.
28 sayı, 7 ribaunt, 7 asist. Maddi sorunlara rağmen göstermiş olduğu performans ile bana göre yaptığı katkı ile ligin açık ara en iyi guardı. Bu adamı kaçırmasak keşke.
Maddi sorunlara rağmen yapılabilen yeni transfer de hayırlı olsun. Parayı nereden bulduk merak ettim.

-- Ekleme : Kahe'ye laf ederken Eskişehir - Diyarbakır maçını ve kaçırılan golleri unutmuşum. Youla'ya da bir selam...

13 Aralık 2009 Pazar

Reklam Kokan Hareketler Bunlar


O kadar da olsun tabii. Kendi reklamımız tabii. Hem reklam hem de ilk defa bu yerde geçmesi nedeni ile koymakta bir beis görmediğim durum. Efendim ekşisözlük'ü duymayan yoktur diye düşünüyorum. Nacizane blogum da ekşisözlükte elma c elma v isimli yazarın ekşisözlük jargonu ile girmiş olduğu entry ile yer almış. Sayfayı nerelerden ziyaret ediyorlar derken gözüme çarpan bir oldu. Katkıları içinde Milliyet Gazetesi'ne ayrı bir teşekkürü borç bilirim :)

Not : Entry olmasını sağlayan yazı

26 Kasım 2009 Perşembe

Sonunda....



Mustafa Denizli bu gece Beşiktaşımızın Manchester United karşısında aldığı 1-0 lık galibiyet sonucunda Şampiyonlar Ligi'ndeki ilk galibiyetini alarak, kendi puan rekorunu geliştirmiş oldu.
Önceki yazının bir nevi tekrarı oldu ama bu şekilde tekrarlar olsun yeter ki...

Eski Yazı

12 Kasım 2009 Perşembe

Beşkitaş'taki Sözleşmeli Yabancı Oyuncu Sorunsalı


Gordon Schildenfeld Hırvat Milli Takımı'na çağırılınca aklıma geldi.
O kadar çok yabancı oyuncu oldu ki Beşiktaş'ta.
Zaten bir de yabancı kaleci olsa yabancılardan bir ilk 11 çıkıyor...
4-5-1 ya da 4-3-2-1 şeklinde dizebilirsiniz.

--- Kaleci ----
Zapotocny, Sivok, Ferrari, Schildenfeld
Ernst, Fink, Tello
Delgado, Tabata,
Bobo

Holosko da yedek.
Hatta Marcio Nobre Türk statüsünde olduğundan yazılmadı bile.

11 Kasım 2009 Çarşamba

Neden Ben?


İnsanların sadece başlarına kötü bir olay geldiğinde kullandığı bir soru cümlesidir.
Wimbledon'un ilk zenci şampiyonu Arthur Ashe'den hem konu ile hem de genel olarak hayata bakışımızı sorgulayan güzel bir anekdot.

Arthur Ashe kan naklinden kaptığı AIDS'den ölüm döşeğindeydi..
Hayranlarından biri sordu.
"Tanrı böylesine kötü bir hastalık için neden seni seçti?"
Arthur Ashe cevap verdi.
"Tüm dünyada 50 milyon çocuk tenis oynamaya başlar, 5 milyonu tenis oynamayı öğrenir, 500 bini profesyonel tenisçi olur, 50 bini yarışmalara girer, 5 bini büyük turnuvalara erişir, 50'si Wimbledon'a kadar gelir, 4'ü yarı finale, 2'si finale kalır. Elimde şampiyonluk kupasını tuttuğum zaman Tanrı'ya 'Neden ben?' diye hiç sormadım. Şimdi sancı çekerken, Tanrı'ya nasıl 'Neden ben?' derim?.

3 Kasım 2009 Salı

En Güzel Gül


Köyün birinde birgün güzel bir kız yaşarmış,
Kim istemeye gelse olmaz deyip kaçarmış.
Güzelliği her geçen gün dilden dile dolaşır,
Delikanlılar ona hayretlikle bakarmış...

Bu güzelin köyünde bir delikanlı varmış,
Birtek bu delikanlı güzel kızın kapısına varmamış.
Biliyorduki güzeli istemek hep boşuna .
Zaten gitmeyecekti delikanlı kızın hoşuna...

Delikanlı gurbete çalışmaya gitmiş,
Yaşamak için birazda çalışmak gerekirmiş.
İşte böyle düşünüp tutmuş gurbet yolunu,
Gurbet elde zamanla biraz bulmuş yolunu...

Hayatın kanunu zaman gelip geçiyor,
Elde parada var iken evlenmek gerekiyor.
Orada gönlüne göre birisini bulupta,
Evlenip düşlediği yuvasını kuruyor...

Yıllar geçmiş aradan eşiyle köye gelmiş,
Özlediği köyün her tarafını gezmiş.
Kahvede otururken güzelkız aklına gelmiş,
Evlendiği erkeyi bir kez görmek istemiş...

Kızın evine gitmiş kapıda biri varmış,
Güzel kız evinden eşini gülerek uğurlamış.
Bizim güzelin eşi çirkinin birisiymiş
Delikanlı hayretle kızın yanına gitmiş...

Ben peştamal hasanım aynı köylüyüz demiş,
Eşini uğurlarken gördüm deyip eklemiş.
Seni nice delikanlı istedide varmadın,
Eşinle evlenirken nasıl karara vardın...

Güzel kız anlatırım ama bir şartım var demiş,
Bahçemdeki en güzel gülü bulacaksın.
Baştam girip bahçenin sonundan çıkacaksın,
İlerlerken gülü seç geri dönmek yasaktır.
Görevin ilerlerken en güzel gülü bulmaktır...

Delikanlı bahçenin içerisine girmiş,
Bu gül şu gül der iken bahçede biti vermiş.
Bahçenin sonuna gelmiş bir gülü seçememiş,
Bir karara varmakta ne kadar zormuş demiş...

Aslında seçtiği gül biraz geride kaşmış,
Ama geri dönmeyi güzel kız yasaklamış.
Bahçenin sonundan bir gül koparıp gitmiş,
Seçtiğim gül işte getirdim demiş...

Güzelkız delikanlıya bir tebessümle bakmış,
Ama gül bahçesinde daha güzel gül varmış.
Neden en güzel gülü alıp bana gelmedin.
Okadar güzel gül içinde güzelimi görmedin...

Yok demiş delikanlı,
Ben gülleri seçerken baktımki bahçe bitmiş,
Seçtiğim en güzel gül biraz geride kalmış.
Geri dönmek yasaktı gidip onu almadım,
Ras gele bir gül kopardım güzelliğe bakmadım...

Güzelkız şimdi anladınmı demiş,
Benide zamanında niceleri istedi.
Ama hep daha güzelini bulmak için bekledim,
Zaman gelip geçince evlenmek gerek dedim...

Geri dönüş olsaydı seçerdim iyisini,
Almazdım işte böyle tipsizce birisini.
Ama hep güzelliği yanlış yerde aradım,
Güzellik kalpte imiş onu yeni anladım...

Kaynak : Bilgelik Hikayeleri - Cevdet Kılıç

31 Ekim 2009 Cumartesi

Kemanın Gözyaşları

Facebookta bu başlık ile dolanırken gördüm.
Kemanı küçükken pek sevmezdim. Hatta hiç sevmez ve "Gıygıy" der geçerdim. Belki de böyle güzel çalanlara denk gelmediğimizden.

30 Ekim 2009 Cuma

eMo 'yu UzayLı Sanıp TaşLadıLar



Ahh orada bende olaydım da
Bi taş ta ben ataydım... :D


Not : Resim, metin ve yaptıkları mizah süperdi. Buraya koyamadan edemedim. Facebook hesabınız varsa zaten arkaşlarınızdan dolayı en kötü bir kaç güne kadar size de ulaşır bu resim. Başıkta onların yazım formatına uymuştur diye umut ediyorum.