Futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Temmuz 2011 Perşembe

Şike Skandalı Üzerine

Bi karışmayan o vardır diye düşünürken....




Kaynak : Bobiler.org

12 Nisan 2011 Salı

Takım Tutma Olgusu


En klasik sorulardan biridir çocuklara sorulan "Hangi takımı tutuyorsun?" ve belki de geleceğini etkileyen. Çünkü tutulan takımın değiştirilmesi hoş görülmez, değiştiren yadırganır ve hatta terslenip dalga bile geçilir. Bu yüzden soru önemlidir ve cevabı oluşturan etkenler genelde aynıdır. Büyük çoğunluğumuzun tuttuğu takım örnek aldığı, değer verdiği, sevip saydığı bir büyüğünün takımıdır. O kişi o takımı tutuyor diye takım tutulur. Benim taraftarlığımın başlangıç noktası da aynıdır. Bana da benzer soru sorulunca ben babama sormuşum hangi takımlısın diye. O da Beşiktaş demiş ve başlamış Beşiktaşlılığımız. Gerçi babam da o güne kadar sadece lafta kalmış taraftarlığı, kadroyu sorsan sayamazmış ama benimle beraber öğrenmiş o da. O zamanlar Kırıkkale de oturuyorduk. Orada da yerleşmiş bir takım ve taraftarlık olmadığı için takımı ne yapar ne eder bilemedik tabii. Sonradan Ankara'ya taşındık ama o zamana kadar Beşiktaşlılık hepten işlemiş zaten. Üstüne bir de Gordon Milne dönemi ile iyice kanıksadım takımımı. Halbuki küçüklüğümde bir Kırıkkale takımının yerleşik bir futbol kültürü olsa belki İstanbul'un içinden çıkan bir semt takımı yerine Kırıkkale'nin bir takımını tutabilirdim.
Genelde en klişe cümlelerden biridir neden şehir takımlarının taraftar desteği yeterince yok? Hep örnek olarak gösterilen İngiltere'nin aksine ülkemizde görülen durum budur. En çok İstanbul'dan çıkma üç takımının isminin sayılması ve o takımların taraftarlarının çoğüunlukta olması. Sebebi aslında biraz da geçmişten kalma. Çünkü aslında şehir takımlarının bir çoğunun kuruluş tarihi yeni denilebilecek tarihler iken İstanbul takımlarının asırlık ömre sahip olması ve futbolun İstanbul'dan tüm Türkiye'ye yayılması, yayılırken de İstanbul için semt takımı olan takımların da popülerliğinin yayılması. Diğer bazı semt takımlarının ise yönetimsel hataları ile tarihin tozlu yapraklarına karışmasının da katkısı yadsınamaz. Hep örnek gösterilen İngiltere'de şehir takımlarının zaten büyük çoğunluğu İstanbul takımları denilen takımların oradaki muadilleri kadar hatta onlardan da yaşlıdır. Misal Sheffield FC kulubü. adını bilmeyiz ama 1857 tarihinde kurulmuş olması ile dünyanın en yaşlı futbol kulübüdür. Ya da diğer takımları da benzerdir. Dolayısı ile şehir takımı kültürü aslında yeni yeni diyebileceğimiz bir durumdur. Taraftarı olan takımlarımıza bakarsak zaten onlarında kuruluş tarihlerinin oldukça eski olduğu ve varlıkları üst düzey liglerde sürdürdükleri gözükmektedir. Örneğin kuruluş tarihleri ile vermek gerekirse Ankaragücü 1910, Göztepe 1925, Karşıyaka 1912, Altay 1914, Adanaspor 1954, Adana Demirspor 1940 takımlarını sayabiliriz. Göztepe'nin şu an alt liglerde mücadele ediyor olması da gene yönetimsel bir durum yüzünden, liglerden peşi sıra düşmeleri ve sanırım Uefa'dan da aldıkları cezalar sonucu fakat geçmişten sahip olduğu taraftarlık kültürünü devam ettiriyorlar. Diğer takımlarımıza baktığımız da ise bir çoklarının kuruluş tarihinin 1960 lı yıllar civarinda görebiliyoruz. Bunlardan da belli dönemlerde gerek ligde peşpeşe sezonlarda üst sıraları zorlayanlar, gerekse Türkiye Kupası'nda final ya da yarı final başarısı gösterenler de zaten kendi taraftar gruplarını oluşturabilmiştir. Bunlara da örnek olarak verebileceklerimiz de Trabzonspor 1967, Eskişehirspor 1965, Bursaspor 1963, Sakaryaspor 1965, Kocaelispor 1966.
O halde takımlarımız ya da yazarlarımız niye şikayet ediyorlar tribün ilgisinden anlamıyorum . Çünkü takımlarımız ortaya bir rekabet unusur ortaya koyamazken, nasıl tribünlere taraftar çekmeyi ya da genel olarak taraftar sayılarında bir artış göstermesini bekliyorlar? Mesela Ankara'da Gençlerbirliği üzerinden gidersek, Ersun Yanal'ın çalıştığı dönemde yarışmacı kimliği kazanmak üzere iken, ligde başa güreşmeye başlamışken, Avrupa Kupalarında başarı ile mücadele ederken tribünlere hatırı sayılır bir taraftar kitlesi çekmeye başlamışken, gerek Ersun Yanal'ın takım değiştirmesi (Milli Takıma geçmesi) gerekse de yapılan yatırımın devamının getirilmemesi sonucu o günlerde temeli sağlam atılabilecek bir taraftar kitlesi de oluşturulabilecekken geri adım atılması sonucu taraftar oluşumu da oldukça sekmeye uğramıştır. Ya da diğer takımlara bakalım. Hedefsiz kaldıktan sonra yerleşik taraftar kitlesi olmayan takımların destekleri bir anda azalır. Misal bir takım ligden düşmeye adayken tribünleri dolarken, o tehlike atlatılıp takım düzlüğe çıktıktan sonra hedefi kalmayınca tribünleri bir anda boşalmaya başlar.
O halde yapılması gerekenler neler olabilir? Özellikle şehir takımlarının yapması gerekenler tribünlere seyirciyi çekmeye çalışmak olmalı. Misal tribüne gelen 12-18 yaş arası çocuklara, karı koca veya ailesi ile gelenlere biletler de indirim veya sonraki maçlar için indirim veya bedava bilet imkanları sunulabilinir. Takımların okullara ziyaretleri sağlanabilir veya takım antremanına okulların katılımları sağlanıp forma, takım tişörtleri, bayraklar ve hatta maç biletleri sağlanabilir veya sürekli bedavacılığın da önüne geçebilmek için kombinelerde indirim sağlanabilir ya da bedava uygulaması belli bir yaşa kadar örneğin 14-15 li yaşlara kadar olabilir. Bu gruplara da tribünde belli bir yer ayrılarak haksız kullanımların da önüne geçilebilinir. Takımlara biraz daha sosyal sorumluluk gerektiren projelere katılarak takıma sempati sağlanbilir. Ama gene de en önemlisi belli bir başarı sağlamak. Ligde kısa sürede kolay olabilecek bir durum olmasa da en azından Avrupa Kupalarına katılabilmek veya en azından kupada mümkün olduğunca üst turlara çıkabilecek şekilde yatırımlar yapmak. Yani kısaca ortaya bir hedef koyabilmek ve hedefi olan bir takım ortaya çıkarmak ve taraftara yönelik kazanımlar için çalışmalarda bulunmak gerekiyor.

3 Ocak 2011 Pazartesi

Beşiktaş Los Galacticos'a Doğru mu?



Sezon başında transferin şampiyonu ilan edilen Beşiktaş'ım getirmiş olduğu Quaresma ve Guti gibi yıldızların yanı sıra Cenk gibi geleceğinin oldukça parlak olduğuna inandığm bir kaleci ve transferi her ne kadar önceki sezondan bitmiş olsa da göstermiş olduğu istikrar ve düşmeyen temposu ile Hilbert, genç ve ilerisi için başarı vaat eden Bank Asya'da parlamaya başlayan Ersan ve başta saydığım iki önemli ismin gelmesinde büyük katkısı olduğu düşündüm aykırı insan Teknik Direktör Bernd Schuster ile rakiplerinin de sönük transferleri ile bu yakıştırmanın ne kadar doğru olduğu da haklı bir biçimde ortada idi. Nitekim her ne kadar Uefa Avrupa Ligi elemelerinde zayıf rakipleri elediği söylense de Galatasaray ve Fenerbahçe'nin de benzer denklikteki takımlara elenmesi ve istatiktsel olarak başarılı bir başlangıç yapması ile biz taraftarlarına büyük ümit vermişti. Gerek Bernd Schuster'in kafasındaki oyun planını oturtmaya çalışmak istemesi gerek bir anda üst üste gelen sakatlıklar gerekse de son bir kaç yılını defansif oyun anlayışı ile geçiren Beşiktaş'ın kadro yapısı nedeni oynamaya çalıştığı ama tam olarak oynayamadığı oyun neticesinde ligde pek te başarılı sayamayacağımız bir sonuç ile ilk yarıyı tamamladı. Neydi peki Beşiktaş'ın sorunları. En önemlisi; birçok futbol ulemasının aksine dediğinin aksine defansını ön tarafta kurması değil, ileride kurduğu baskı sonucu istediğini alamamasıydı. Çünkü oyun ister istemez Guti'nin atacağı ara pasına veya Quaresma'nın oynadığı kanada sıkışıp kalıyordu. Buna karşın bulunan veya bulunma aşamasındaki onca pozisyon Bobo form tutana kadar değerlendirilemiyor ya da Nobre veya Holosko'nun temel eksiklikleri neticesinde değerlendirilemiyordu. Bunun neticesinde orta sahaya Manuel Fernandes, Quaresma ile değişmeli bir şekilde kanatları kullanabilecek Simao Sabrosa ve forvetede Hugo Almeida takviyesi yapıldı. Senelerdir süregelen devre arasında yıldız oyuncu ve veya iyi futbolcu transferi yapılmaz, zaten iyi olsa adamlar niye bıraksın klişesini de çokça da Bosman Kuralı etkisiyle 3 tane Portekiz Milli takımı oyuncusu ile aşmış olduk. Gerçi şampiyon olduğumuz sezon gelen Ernst ve Yusuf transferleri de gerek Türkiye için isimleri gerekse o sezonki katkıları ile gene benzer biçimde verimli olmuş ve başarı göstermişlerdi. Şimdi benzer başarı inşallah bu sezonda gösterilir. İlla şampiyonluk manasında değil tabiiki. Gerek oyun gerekse takımın zor durumlarda gösterdiği reaksiyon bazında bizim beklentimiz. Zaten bu sezon olmasa bile beklentilerimiz gerçekleşmeye başlarsa gelecek sezon zaten kupalar manasında başarı yolunda emin adımlarla yürünecektir. Peki transfer sonucunda ne oldu durum. Önde ve ortada Necip harici yabancı futbolcular grubu, arkada ise hücum hattındaki bu oyuncuların oynayabilmesi için mecburi Sivok artı yerli oyuncular. Bu durum Hilbert artı şeklinde de olabilir gerçi ama ben göbekte Sivok ve Ersan ikilisinin oynayacağını ve Toraman'ın yedeğe çekileceğini düşünüyorum. Çünkü Sivok ve Ersan'ın topla beraber oyuna girişleri ve Schuster'in oyun anlayışının topu ileride tutmak ve bunu ileriye giderken en iyi başaracak oyuncularla yapmayı isteyeceğini düşünüyorum. Bu da ister istemez defansta oynayan yerli futbolcuların sakatlanmaması gerektiği durumunu ortaya çıkarır ki bu da bir açmaza götürebilir. Bu durumda da orta saha ve ileri hatta yerli takviyesine ihtiyaç olduğunu gösterir. Gündemden düşmeyen yerli isimler olarak ön plana çıkan Hamit Altıntop ve Sezer Öztürk (ki bence hala seviyesinin altında oynuyor) isimlerinin de ekleneceğini var sayarsak Beşiktaş en azından Türkiye şartları için bir Los Galacticos oluyor diyebiliriz.

13 Aralık 2010 Pazartesi

Boz Baykuşlar



Daha düne kadar* ne adlarını ne kendilerini duymuştum. Trabzonspor'un 'Bize Her Yer Trabzon' sloganına karşı yaptıkları çalışma ile gözüme çarptılar. Boz Baykuşlar bir incisözlük oluşumu. İncisözlük'ün diğer aktivitelerini beğenirsiniz beğenmezsiniz o ayrı konu ama bu ortaya koydukları çalışma ile dikkatimi ve takdirimi kazanmış durumdular. Seçmiş oldukları logo ve renkleri ile gayet başarılı bir çalışma yapmışlar ve atkıları da oldukça dikkat çekici ve başarılı.



"Ne metrobüse ne akbile
Bizim aşkımız belediyeye"
diyerek mottolarını ortaya koymuşlardır.
Diğer çalışmalarını da ilgi ile takip edeceğiz gibi duruyor.


* (12/12/2010 tarihli İBB - TS maçı)

5 Aralık 2010 Pazar

Beşiktaş Bursa Maçının Ardından...

Maçla ilgili ilk olarak söylemek istediğim özellikle de ilk yarıda gerçekten de Türkiye Ligleri'nde alışık olmadığımız bir tempo görmüş olmamız. Bunun sebebi iki takımın oyun anlayışlarının etkisi yanında maçın gündüz saatinde de oynanmış olmasının etkisinin olduğunu düşünüyorum.

Maça gelirsek oyun anlayışında ziyade dikkatimi çeken ve kesinlikle maça yakışmadığını düşündüğüm birkaç noktaya değinmek istiyorum. Öncelikle misafir taraftarın koltukları kırması ve tribünlere zarar vermesi hem maçın daha başında ve öncesinde. Sonrasında Holosko'nun benim Beşiktaşlı hiçbir oyuncuya yakıştırmadığım bir hareketle topu eliyle kasıtlı bir biçimde gol atmaya yönelik avantaj çalışma çabası dikkat çekici olmuştur. Gene benzer biçimde Volkan Şen'in kırmızı kartı gördükten sonra Mehter Marşı temposunu aratacak bir biçimde sahadan çok ağır adımlarla yürümesi ve adeta naz yapar gibi sahadan çıkması. Sonuç olarak sahaya yabancı madde yağması. Öncelikle ufak birkaç parça gelirken naz derecesinin artması sonucu madde çeşidinin ve büyüklüğünün artması. Bundan ceza alacağız orası kesin ama hırsızın hiç mi suçu yok hakim bey demek gerek.
Bilirsiniz bilgisayar oyunlarında özellikle de görev tamamlama tabanlı oyunlarda bir yere gelirsiniz, hemen öncesinde de oyunu kaydedersiniz ve eğer bir terslik olursa en baştan yüklemek yerine kaydettiğin andan yüklersiniz ve ikinci denemenizde genelde yaparsınzı. İşte bu olayın aynısını Holosko'nun maç esnasında becermesi.
Sonuç olarak son üç haftayı ele alırsak kazanmamız gereken üç önemli maçı art arda kazanmamız güzel bir şey. Hem yarışın (gerek lig gerekse her ne kadar tur garantilenmiş olsa da Uefa Liginde) içinde kalınması hem de yaklaşan devre arası öncesi yeni bir sakatlık vakası olmadan atlatılması güzel oldu. Devre arası muhtemel transferler ve genç oyuncuların göstermiş olduğu umut verici performanslar (Cenk, Ersan, Necip ve Ali Kuçik) ile daha iyi bir ikinci devre göreceğimiz inancımız artıyor.

Not : Foto Milliyet'ten alınmıştır.

20 Aralık 2009 Pazar

Beşiktaş - Bursaspor Maçının Ardından


Malumunuz Bursaspor'a sahamızda 3-2 yenildik. Gerçi maçın üzerinden 2 gün geçti sayılır ama gene de aklımızdakileri dökelim. Öncelikle maçlara hala karşılıklı taraftar getirilmemesi kararının artık bitmesi gerektiğini düşünmekteyim. Bunu sonlandıran ve sonlanması için gayret gösterecek taraf olarak bizim olmamızı isterdim. Ama olmadı. Bunun sonucu olarak ta bizim taraftarlarımız oraya gidemeyecek malesef. Tabii Bursa ve civarında ki Beşiktaşlılar ile İstanbul ve civarındaki Bursalılara (gerçi İstanbul takım sayısı fazla tam olarak aynı durum değil açıkçası) yazık oluyor. Maça gelirsek hemen herkesin değindiği üzere maça en çok damgasını vuran olay yağmur oldu. İnönü Stadı'nın sağlam zeminine rağmen o su birikmişse denecek fazla birşey kalmıyor aslında oyun olarak. O saha şartlarına uygun hareket etmek gerekiyordu. Ertuğrul Sağlam Ömer ve Zapotocny'i ileri sürme hamleleri ile istediğini almış oldu. Mustafa Denizli ise oyuna Yusuf'u alarak farklı birşey denedi. Aklıma yıllar önce (02/02/2003) Kadıköy'de Fenerbahçe'yi yendiğimiz maç geldi. Tümer'in o maçta yaptığını Mustafa Denizli Yusuf ile denemek istedi sanırım ama resmen elimizde patlamış oldu. Aynı mantık çerçevesinden yaklaşırsak Yusuf gibi fiziksel olarak sorunlu bir oyuncu yerine bu maçta henüz performanslarını gösteremeyen Tabata veya Serdar Özkan denemeleri bile daha iyi bir sonuç getirebilirdi diye düşünüyorum. Hoş Yusuf ta bu sene iyi performans göstermiyor ama Mustafa Denizli bu şekilde buyurdu. Maçın özelinde ise her iki tarafında kaçırdığı net pozisyonlar var. Sercan ve Bobo'nu kaçırdıkları ilk akla gelenler. Sonra Kocan'ın ilk defa kaleye geçişi sakatlık sonrası olmasa daha güzel olurdu ama umarım son geçişi olmaz ve daha sık şans bulur. Rüştü'nün sakatlık nedeni ile çıkmak istemesine karşın bir türlü çıkartılmak istenmemesi de ayrı bir mevzu. Diğer bir dikkat çekici mevzu ise Ozan İpek'in daha ilk yarıda atılması gerekirken sonrasında 1 gol, 1 asist ile maçın adamı olması. Gerçi tam bir mazaret değil bu. Ama sonuca dolaylı olarak etki eden bir sonuç oldu. Çünkü öne geçtiğimiz maçı Ferrari'nin sakatlığı sonrası tutmayan Yusuf hamlesi ile kaybettik. Tello'nun pozisyonu içinse birşey demeye gerek yok. Hakem düdüğümü bekle dedi ise hatalı değilse zaten barajı atışı kullanacak taraf isteyeceği için sorun yok. Bekle dediyse de mağdur olan galip olduğu için bir sorunda çıkmaz sanırım.

26 Kasım 2009 Perşembe

Sonunda....



Mustafa Denizli bu gece Beşiktaşımızın Manchester United karşısında aldığı 1-0 lık galibiyet sonucunda Şampiyonlar Ligi'ndeki ilk galibiyetini alarak, kendi puan rekorunu geliştirmiş oldu.
Önceki yazının bir nevi tekrarı oldu ama bu şekilde tekrarlar olsun yeter ki...

Eski Yazı

21 Kasım 2009 Cumartesi

Beşiktaş'ta İsmail Güldüren derbide yok


Zaten yoktu böyle bir oyuncu Beşiktaş'ta hiç te olmadı. Ama varmışcasına yokluğu haber oldu. İsmail Köybaşı'nı İsmail Güldüren ile karıştırmışlar haberde ama bu saate kadar düzeltmeyince artık bize de haberi koymak düştü.
Kaynak : Milliyet

12 Kasım 2009 Perşembe

Beşkitaş'taki Sözleşmeli Yabancı Oyuncu Sorunsalı


Gordon Schildenfeld Hırvat Milli Takımı'na çağırılınca aklıma geldi.
O kadar çok yabancı oyuncu oldu ki Beşiktaş'ta.
Zaten bir de yabancı kaleci olsa yabancılardan bir ilk 11 çıkıyor...
4-5-1 ya da 4-3-2-1 şeklinde dizebilirsiniz.

--- Kaleci ----
Zapotocny, Sivok, Ferrari, Schildenfeld
Ernst, Fink, Tello
Delgado, Tabata,
Bobo

Holosko da yedek.
Hatta Marcio Nobre Türk statüsünde olduğundan yazılmadı bile.

2 Kasım 2009 Pazartesi

Böyle Örneklere İhtiyacımız Var


“Devre biterken yediğimiz ikinci golde kalecimiz Petkoviç topu elinde çok fazla tuttu. Bunu yapmasına ben de bir anlam veremedim. Hakeme söylenecek bir şey yok, çünkü kararı doğruydu. Oyuncularımın itirazını da anlamadım. Bu tür itirazları, saha olaylarını artık görmek istemiyorum. Bizim takımımızda artık böyle bir olay yaşanmayacak”
Muhsin Ertuğral'ın Galatasaray Sivas maçı sonrasında ki açıklamalarından bir kesit. Selefinin enteresan açıklamalarında sonra bu tip örneklerin çoğalması Türk futboluna bir kalite katacağına olan inancımızı arttırran bir açıklama oldu.

25 Ekim 2009 Pazar

Ne oluyor bu Galatasaray kalecilerine Kadıköy'de?


Sorun aslında direk beni alakadar eden bir sorun değil ama bence dikkat çekici bir durum. Elleri ayakları birbirine dolanıyor. Ya ikisi birden ya elleri dolanıyor ya da ayakları. Bu gece de Leo Franco geri paslarda oldukça başarılı bir performans gösterdi Fenerbahçe için.

Bazen Yapamamak İyidir



Ekrem Dağ'ın 83. dakikada attığı golün kısaca özeti budur aslında. Kendisi de maç sonunda zaten belirtiyor topa dokunamadım diye. Çünkü dokunsa kuvvetle muhtemel Ivesa topun geçişini engelleyecek. Dolayısı ile Ekrem'in topa dokunamaması daha hayırlı olmuş. Golü görünce herkesin aklına farklı goller gelebilir ama benim aklıma Sergen'in Chelsea'ye attığı ikinci gol geldi. Onda da Sergen seken topa değememiş, Sergen'in topa değeceğini düşünen Cudicini müdahele için zıplamış ve topa değememişti.

21 Ekim 2009 Çarşamba

Sonunda....


Mustafa Denizli bu gece Beşiktaşımızın aldığı 1 puan sonucunda Şampiyonlar Ligi'ndeki kendi puan rekorunu kırmış oldu. Umarız geliştirmesi 3'er 3'er olur....

20 Ekim 2009 Salı

Diego Armando Maradona


Büyük ounculardan büyük teknik direktör olur mu? Bu soru genelde olmaz cevabının verildiği ve istisnanın kaideyi bozmadığı bir cevaba sahip. Benim bildiğim Johan Cruyff haricinde başarılı olan büyük bir futbolcu yok. Diego Armando Maradona'nın teknik direktörlüğünü yaptığı Arjantin milli takımının şimdiye kadar çoktan gruplardan çıkmayı garantilemiş olması gerekirken bunu son maça bırakıyor olmaları da bu sorunun kalasik cevabını doğrular görüntüde. Bakalım Maradona milli takımı ile kara kıtada ne yapacak? Şimdilik sahada karşısına çıkan 5-6 adama çalım atması onun için daha kolaymış gibi duruyor.

20 yaş ve altı yükselen yıldızlar...




Seçim Uefa'nın...
İsmail Köybaşı da Uefa tarafında parlaması beklenen isimleri arasında sayılmış.
Beşiktaş'ın geleceğe yatırım amaçlı yapılmış genç transferlerinden. Her ne kadar bonservis bedeli olarak Gaziantep'e yüklüce bir miktar ödemiş olsak ta bu çocuktan oldukça umutluyum. İnşallah Beşiktaş'ın sol kanadının uzun bir süre yeni bir isme ihtiyacı kalmaz. Gerçi Beşiktaşımızın son yıllarda genç yıldızları öğütme konusunda gösterdiği büyük başarı ortada olsa da gene bu seneki transferlerin o silsileye katılmayacağına inanıyorum.

Uefa'nın Haberi

13 Ekim 2009 Salı

Tarih Öncesine Dönüş…..


Belçika maçı sonrası dikkatimi çeken bir durum oluştu. Ermenistan ile Çarşamba akşamı Bursa’da oynayacağımız maçın sonucunda grubu dördüncü bitirebilme ihtimalimiz bile var. En son hangi grup elemesinde bu ihtimal başımıza gelmişti hatırlamıyorum ama baya bir önce olması gerekli. Bunu da bir araştırmak lazım.