sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Mayıs 2011 Salı

Batman Begins



Yönetmenliğini Christopher Nolan'ın yaptığı, senaryosunu da Bob Kane ve David S. Goyer'ın yazdığı bir süper kahramanın nasıl o hale geldiğini anlatan gerek hikayesi gerek sinematografisi gerekse müzikleri ile oldukça başarılı bir film. Batman olarak Christian Bale'i gördüğümüz bu filmde oyuncu kadrosu da olukça kuvvetli. Michael Caine, Liam Neeson, Ken Watanabe, Gary Oldman, Kate Holmes ve tabii ki Morgan Freeman isimleri zaten kadronun derinliğini belli ediyor.
Süper kahramanlarla ilgili genelde hep atlanan bir dönem vardır. İlk aksiyona giriş ve acemilik dönemi. Bu filmde ise Batman'in acemilik dönemi gözler önüne seriliyor. Hangi aşamalardan geçtiğini nasıl bir ruhsal ve fiziksel gelişim ve değişim gösterdiğini anlatan ve tamamı ile yeni bir Batman serisi başlatan bu film ile Tim Burton'ın çektiği Batman serisinden ayrı ele almak gerekiyor. Tim Burton Batman'i aynen şimdiye kadar olan diğer Batman filmleri gibi orijinal hikayeye pek sadık kalmayıp kendine göre eğip büken hatta filmi adam edebilmek için sağlam kötü adamlara ve birçok ünlüye bel bağlayan filmlerdir. Örneğin orijinal hikayede Joker hiçbir zaman Bruce Wayne'in ailesini öldüren adam olarak lanse edilmemiştir. Bu insan Joe Chill isimli bir sokak serserisidir. Şimdiye kadar ki Batman uyarlamalarından farkı Burton'ın kendine özel bir dünya yaratmış olmasıdır. Bu filmin ise güzel tarafı Batman çizgi romanındaki asıl tema olan "suçlu-kahraman" diyalektiğini yakalayabilmiş olmasıdır.
Batman dünyasında Gotham City'nin yok olması pahasına irdelenen "Kahraman kahraman mıdır?, Suçlu mıknatısı mıdır?" sorusunu yakalamaya başlamıştır bu filmde Nolan. İç çelişkileri kimi zaman karanlık yönleri kimi zaman karamsarlığı, kendini zayıf hissetmesi ve acabaları ile güzel bir hikayeye ile içi dolu bir film sunmuştur. Dolayısı ile film için işte bir süper kahraman filmi sadece vurdu kırdı ve aksiyon filmi olarak ön yargılarla yaklaşmamak gerekiyor. Zaten sırf filmi o beklenti ile de izlerseniz büyük ihtimal hayal kırıklığı ile karşılaşırsınız. Bu filmi diğer Batman filmlerinden ayıran diğer bir önemli özellik te Batman'i "üstün güçleri olan süper kahraman" olarak göstermemesidir. Gerek dövüş becerisi, gerek kıyafeti, gerek Batmobile'i olsun, hepsi mantık süzgecinden geçirilmiş, günümüz dünyasına uyarlanmıştır. Kısacası an itibari ile de IMDB Top 250 listesinde yer alabilmekte zaten yeterli bir fikir verebilir sanırım.

3 Ocak 2010 Pazar

Avatar Filmine Geç te Olsa Bir Bakış



Askerden döndükten sonra arkadaşlarla ne zaman bir sinema muhabbeti açılsa ilk başlarda geçen bir film idi. Avatar geliyormuş, gelecekmiş, şöyle iyiymiş; böyle iyiymiş diye. Sonunda merakımız giderdik arkadaşlar ile ilk gösterime girdiği gece saat 00:30 seansı ve XpanD 3D ile izledim. Gecenin o saatinde sinemada film seyretmenin keyfi de ayrı bir lezzet. Buna ayrıca ve birkaç kere tekrarladıktan sonra değinmek gerek.
Avatar’a dönersek filmde kullanılan teknoloji açısından bir Star Wars, Terminator, Terminator 2 ve Matrix gibi bir mihenk taşı olduğunu düşünüyorum. Terminator 2’nin de James Cameron çektiğini hatırlatmak ta fayda var ki bu Cameron’ın teknolojiye olan düşkünlüğünün bir yansıması olarak görülebilinir. Filmin James Cameron’a bir fikir olarak yansıması çeşitli kaynaklarda çocukluğunda okuduğu bir romana ve filme dayandığı belirtiliyor. Fikri hayata geçirmekse Titanic’in çekiminin hemen ertesinde niyetlendiği ama o zaman ki teknolojik imkanlar nedeni ile gerçekleştirmeyi beklediğini biliyoruz. 2005’te Avatar filminin çekimlerine başlaya kadar ki süreçte çektiği “Expedition: Bismarck”, "Ghosts of the Abyss" ve "Aliens of the Deep" belgeselleri ile hem 3 boyutlu kamera tekniğini kullanmış oldu hem de Avatar filminin sahip olduğu o gerçekçi ama öte yandan da masalsı flora ve fauna için yeterli ve gerekli veriyi elde etmiş oldu. Ayrıca Cameron’ın Rusya’da 30 günlük te olsa uzay eğitimi aldığını da hatırlatmakta fayda var. Bu film için çalışmalar yapılırken geliştirilen 3 boyutlu kameraya, Cameron ve görüntü yönetmeni Vince Pace’in geliştirmelerinde göstermiş oldukları çalışmalardan dolayı Sony "Pace-Cameron” adını verdi.
Bu kadar uzun bir girizgahtan sonra filmle ilgili ilk öneri kesinlikle 3 boyutlu seyredin. Normal gösterimini izlemedim gerçi muhtemelen onda da gerçekten muhteşem görünüyordur ama olayın şimdiye kadar kilerden farkını ve tadını tam olarak alabilmek için gerçekten de bu şart. Kendinizi direk olayların içinde hissetmek istiyorsanız ve bu görsel şölenin tadına varmak istiyorsanız mutlaka 3 boyutlu deneyin. Tekrardan söylemiş oluyorum ama gerçek bu.
Filmin hikayesine gelirsek aslında öyle ahım şahım diyebileceğimiz çok da orijinal bir öyküsü yok hatta tarihisel süreçte baktığımızda da oldukça tanıdık. Kısaca 22 yüzyılda Pandora adlı bir uyduda doğal ortamda yaşayan insanımsı Navi halkının topraklarında bulunan değerli bir madenin uzaklardan gelen ve bu madeni çok isteyen teknolojik olarak üstün bir başka medeniyet tarafından istenmesi sonucu ortaya çıkan mücadele ve Navi halkının arasına bir Avatar ile karışan Jake Sully’nin hikayesi. Jake’in Navi halkının arasına karışınca zamanla onları benimsemesi, kendini onlardan biri olarak hissetmesi, hatta Neytiri’ye aşık olması ve sonrasında da kendi ırkına olan mücadelesini içeriyor. Filmi izlerken genelde ilk akla gelen Amerika’nın Irak işgali ve Navi halkının Kızılderililere benzetilmesi. Ama tarihsel sürece baktığımızda Beyaz Adam’ın altın ve elmas için Afrika işgali, İspanyolların Orta ve Güney Amerika’da ki altın, yakut ve diğer değerli taşlar için işgalleri gibi kısaca zayıf ama asıl önemli olanın hayat olduğunu idrak eden bir halkın elinde olanın kıymetlinin teknolojik olarak üstün ve gözü bu maddeden başka bir şey görmeyen tarafların mücadelesi. Senaryonun içinde herhangi bir mantıksızlık, hikaye boşluğunun yada senaryo kopukluğunun olmaması da her ne kadar bilindik dese de bir artı ve doyurucu. Her ne kadar filmin sonu günümüz gerçekleri ile uyumsuz olsa da bunda bir nevi özür gibi görebiliriz belki. Gerçi benim tahminim bu kadar değerli olan bir maddenin; filmde bahsettiğine göre milyarlarca dolar değerinde; öyle tek yenilgi ile bırakılmayacağı ve bir devamın olacağı yönünde ama gene de bitmişte olabilir tabii.
Filmde ki teknolojinin yanı sıra başta da belirttiğim üzere Pandora’nın sahip olduğu flora ve fauna’nın sizi de içine alması. Gerçekçi ama bir yandan da masalsı ortamı, tür çeşitliliği ve görselliği ile sizi içine çekmesi. Filmle bana göre güzel ayrıntılarından birisi de; eğer filmin görselliğinin büyüsünden dikkatimden kaçmamış ise; sizi diğer bazı filmlerde olduğu gibi “Yıl XXXX” şeklinde belirtmemesi ve sizin bunu (en azından ben oradan anladım) video günlüğünde bulunan tarihte saptamanız. Sonuç olarak verdiğiniz paraya kesinlikle değecek bir film sunuyor size ve benim filmin sonunda arkadaşlarıma belirttiğim gibi bundan sonra sinemada film seyretme ile ilgili beklentilerimizi bir üst kademeye taşıyan bir film oldu. Artık diğerlerini seyrederken nasıl zevk alabiliriz?

5 Aralık 2009 Cumartesi

The Usual Suspects *


Kimi filmler vardır defalarca izlemek istersiniz sonunu bilmiş olmanız bile hiç fark etmez. Sürpriz bir finali olsa bile ilk izleyişte insanda derin hayret nidaları ile izlemiş olsanız bile tekrar tekrar izlemeyi istersiniz. Her ne kadar sonunda ki sürprizden dolayı tekrar izlenmez diyenler olsa bile tekrar izleseniz bile ayrı bir tat alırsınız. İşte “The Usual Suspects”te bu kategoriye giren hatta ilk sıralarda yer alabilecek bir film.
Senaryosunu Christopher McQuarrie'ın yazdığı, Bryan Singer'ın yönettiği 1995 yapımı 2 Oscar ödüllü filmde Kevin Spacey, Kevin Pollak, Benicio Del Toro, Gabriel Byrne ve Stephen Baldwin rol alıyor. IMDB sitesine ait Top 250 listesinde üst sıralarda yer alıyor.
Kısaca bahsetmek gerekirse limanda meydana gelen bir patlamadan kurtulan iki kişiden biri olan fiziksel özürlü Verbal Kint ( Kevin Spacey ) polis tarafından sorguya alınınca altı hafta öncesinden başlayan bir suç ve ihanet öyküsünü anlatmaya başlar. İşe altı kişilik bir çete, mafya, uyuşturucu, soygunlar, ihanet ve Kayzer Soze adlı bir Türk karışır. Aslında tüm hikaye Kayzer Soze etrafında ve onu anlatarak geçiyor. Peki kim bu Keizer Soze? Söylendiğine göre Türk’müş. Babasının Alman olduğu söylenir. Kimse onun gerçek olduğuna inanmaz. Kimse onunla direkt olarak çalışan, onu tanıyan ya da gören birini bilmez. Kobayashi'ye göre herhangi biri Soze için çalışabilirdi.Bilemezsin. Bu da onun gücüydü.Şeytanın yaptığı en büyük kurnazlık tüm dünyayı yaşamadığına inandırmakmış. Bu şekilde anlatmaya başlıyor Verbal Kint olayları. Başlangıcından beri neye inanıp neye inanmayacağınızı sorguladığınız ama son ana kadar bir sonuca varamadığınız akıcı ve akılcı bir senaryo ile sürükleyici ve de en güzel ve şaşırtıcı final sahnelerinden birine sahip filmi mutlaka izlemenizi tavsiye ederim. Hele ki koleksiyon sahiplerindenseniz arşivinizde mutlaka olması gereken bir film.

* (Olağan Şüpheliler)

14 Ekim 2009 Çarşamba

Esaretin Bedeli


Kısaca karısını öldürmekle suçlanan ve Shawshank hapishanesine gönderilen Andy Dufresne'nin (Tim Robbins) dostu Red'le(Morgan Freeman) planlarını, düşüncelerini, dosluklarını ve hapishaneden kaçışını anlatan film. Klasik olarak bir hapishaneden kaçış öyküsünün dşında kalan ve de şimdiden klasikler arasında yerini alan bir flim.
Ama içersinde hayalleri olan bir insanın asla umudunu kaybetmemesi gerektiğini bazı engeller olsa bunun insanın düşüncelerin ve de hayallerine ket vurmaması gerektiğini, insanın bir amacı olduğu müddetçe gerçekten şartlar ne olursa olsun insanca yaşayabileceğini anlatıyor.
Franak Darabont tarafından Stephen King’in eserinden uyarlanarak 1994 yılında çevrilmiş bu flim sinemaseverler tarafından başyapıtlar arasında kabul ediliyor. 7 dalda Oscar adayı olan bu flim aynı yıl aday olan “Forrest Gump” ve “Pulp Fiction” gibi diğer kaliteli flimler yüzünden belki de çokca hakettiği heykelcikleri alamamıştır.
Morgan Freeman ve Tim Robbins’ın harika oyunculuğuun yanısıra sağlam kurgusu ve senaryosu ile kesinlikle izlenilmesi gereken bir flim. Herkesin istediği bir sonla bitmesine rağmen herkesin beğenisi kazanan bir flim. Sadece belli bir grup tarafından değil hemen hemen her kesimden insanın beğenisini kazanmıştır. IMDB listesinde en iyi 250 flim arasında üst sıralarda yer alması da bunun bir kanıtı olsa gerek. Eğer bir flim koleksiyonunuz içerisinde mutlaka bulunması gereken bir flim.