20 Aralık 2009 Pazar

Kısa Kısa


-- Avatar filmini izledim 3D olarak. İlk defa bir 3D film izledim. Artık normal bir filmden ne kadar zevk alırım bilmiyorum. Kısaca adamlar yapmış abi. Filme daha detaylı değineceğim inşallah.

-- Galatasaray - Gençbirliği maçı bir defa daha gösterdi ki atamayana atarlar. Kahe'nin aklı neredeydi merak ettim. Yalnız Galatasaray'ın bu ofsayt taktiği yüzünden maçın hakemleri haksız yere çok küfür yer.

-- Kar ha geldi ha gelecek derken yağmadı bir türlü. Nerede o eski kışlar?

-- Liderlik stresimidir bilemiyorum ama Kayseri kazanabileceği bir maçı atacağı pozisyonlar da bulmasına rağmen kazanamadı. İnşallah hep tepelerde olurlarda zirve mücadelesi güzel olur.

-- Baasketbol takımımız Erdemir deplasmanından galibiyet ile dönüyor. Spn periyotta maçı almışız. Naklen yayın olsaydı keşke de Chatman'in performansını izleyebilseydik.
28 sayı, 7 ribaunt, 7 asist. Maddi sorunlara rağmen göstermiş olduğu performans ile bana göre yaptığı katkı ile ligin açık ara en iyi guardı. Bu adamı kaçırmasak keşke.
Maddi sorunlara rağmen yapılabilen yeni transfer de hayırlı olsun. Parayı nereden bulduk merak ettim.

-- Ekleme : Kahe'ye laf ederken Eskişehir - Diyarbakır maçını ve kaçırılan golleri unutmuşum. Youla'ya da bir selam...

Beşiktaş - Bursaspor Maçının Ardından


Malumunuz Bursaspor'a sahamızda 3-2 yenildik. Gerçi maçın üzerinden 2 gün geçti sayılır ama gene de aklımızdakileri dökelim. Öncelikle maçlara hala karşılıklı taraftar getirilmemesi kararının artık bitmesi gerektiğini düşünmekteyim. Bunu sonlandıran ve sonlanması için gayret gösterecek taraf olarak bizim olmamızı isterdim. Ama olmadı. Bunun sonucu olarak ta bizim taraftarlarımız oraya gidemeyecek malesef. Tabii Bursa ve civarında ki Beşiktaşlılar ile İstanbul ve civarındaki Bursalılara (gerçi İstanbul takım sayısı fazla tam olarak aynı durum değil açıkçası) yazık oluyor. Maça gelirsek hemen herkesin değindiği üzere maça en çok damgasını vuran olay yağmur oldu. İnönü Stadı'nın sağlam zeminine rağmen o su birikmişse denecek fazla birşey kalmıyor aslında oyun olarak. O saha şartlarına uygun hareket etmek gerekiyordu. Ertuğrul Sağlam Ömer ve Zapotocny'i ileri sürme hamleleri ile istediğini almış oldu. Mustafa Denizli ise oyuna Yusuf'u alarak farklı birşey denedi. Aklıma yıllar önce (02/02/2003) Kadıköy'de Fenerbahçe'yi yendiğimiz maç geldi. Tümer'in o maçta yaptığını Mustafa Denizli Yusuf ile denemek istedi sanırım ama resmen elimizde patlamış oldu. Aynı mantık çerçevesinden yaklaşırsak Yusuf gibi fiziksel olarak sorunlu bir oyuncu yerine bu maçta henüz performanslarını gösteremeyen Tabata veya Serdar Özkan denemeleri bile daha iyi bir sonuç getirebilirdi diye düşünüyorum. Hoş Yusuf ta bu sene iyi performans göstermiyor ama Mustafa Denizli bu şekilde buyurdu. Maçın özelinde ise her iki tarafında kaçırdığı net pozisyonlar var. Sercan ve Bobo'nu kaçırdıkları ilk akla gelenler. Sonra Kocan'ın ilk defa kaleye geçişi sakatlık sonrası olmasa daha güzel olurdu ama umarım son geçişi olmaz ve daha sık şans bulur. Rüştü'nün sakatlık nedeni ile çıkmak istemesine karşın bir türlü çıkartılmak istenmemesi de ayrı bir mevzu. Diğer bir dikkat çekici mevzu ise Ozan İpek'in daha ilk yarıda atılması gerekirken sonrasında 1 gol, 1 asist ile maçın adamı olması. Gerçi tam bir mazaret değil bu. Ama sonuca dolaylı olarak etki eden bir sonuç oldu. Çünkü öne geçtiğimiz maçı Ferrari'nin sakatlığı sonrası tutmayan Yusuf hamlesi ile kaybettik. Tello'nun pozisyonu içinse birşey demeye gerek yok. Hakem düdüğümü bekle dedi ise hatalı değilse zaten barajı atışı kullanacak taraf isteyeceği için sorun yok. Bekle dediyse de mağdur olan galip olduğu için bir sorunda çıkmaz sanırım.

17 Aralık 2009 Perşembe

Ben Fenerli Değilim.

Ben değilim elbette ama asıl konu benim değil bu küçük kardeşimizin fenerli olmaması. Bora isminde ki küçük kardeşimiz pek bir içerlemiş kendisine fenerli denmesine. Muhtemelen bende çok demişimdir benzer biçimde hem de o yaşlarda fenerli olmam için verilen onca rüşvete rağmen...

video

15 Aralık 2009 Salı

Gruplar Belli Oldu...



Evet kuralar çekildi gruplar belli oldu. Şahsımca ne çok kolay bir grup ne de çok zor. Fotoğrafta var gerçi ama gruplar bu şekilde:
A Grubu : Arjantin - Sırbistan - Avustralya - Almanya - Angola - Ürdün
B Grubu : ABD - Slovenya - Brezilya - Hırvatistan - İran - Tunus
C Grubu : Yunanistan - Türkiye - Porto Riko - Rusya - Çin - Fildişi Sahilleri
D Grubu : İspanya - Fransa - Kanada - Litvanya - Yeni Zelanda - Lübnan
En zor grup D grubu gibi duruyor. Kanada bir de Steve Nash'i getirebilirse değmeyin keyfimize. Hemen herkesin değindiği gibi turnuvanın en dikkat çekici maçlarından birisi B grubunda ABD-İran maçı olacak. Aklıma direk 1998 Dünya Kupası'ndaki maçları geldi. O zaman İran o zaman ki şartlar dahilinde (futbol kültürü ve gücü) ABD'yi 2-1 yenmişti. Ama konu basketol olunca İran'ın galibiyeti olsa olsa mucize olur.
ABD tüm maçlarını İstanbul'da oyanacak. Türkiye ise Ankara'da başlayacak malum. İnşallah bir Ankaralı olarak bir kaç maça gidebilirim.
Türkiye'nin maçlarının programı ise aşağıda...
28 Ağustos Cumartesi / Fildişi Sahili - Türkiye
29 Ağustos Pazar / Türkiye - Rusya
31 Ağustos Salı / Yunanistan - Türkiye
1 Eylül Çarşamba / Türkiye - Porto Riko
2 Eylül Perşembe / Türkiye - Çin

Coach Tanjevic'e rağmen Milli Takımıza şimdiden başarılar.

13 Aralık 2009 Pazar

Reklam Kokan Hareketler Bunlar


O kadar da olsun tabii. Kendi reklamımız tabii. Hem reklam hem de ilk defa bu yerde geçmesi nedeni ile koymakta bir beis görmediğim durum. Efendim ekşisözlük'ü duymayan yoktur diye düşünüyorum. Nacizane blogum da ekşisözlükte elma c elma v isimli yazarın ekşisözlük jargonu ile girmiş olduğu entry ile yer almış. Sayfayı nerelerden ziyaret ediyorlar derken gözüme çarpan bir oldu. Katkıları içinde Milliyet Gazetesi'ne ayrı bir teşekkürü borç bilirim :)

Not : Entry olmasını sağlayan yazı

2010 da Türkiye'de Olacak Son Takımlar Belli Oldu


Türkiye’de yapılacak 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası’nda mücadele edecek son 4 takım Almanya, Rusya, Litvanya ve Lübnan olarak belirlendi. Bilindiği üzere "Wildcard" denilen uygulama ile katılacak bu takımlar arasında en çok Litvanya'nın olmasına sevindim. Çünkü tam bir basketbol ülkesi ve taraftarları da gerçekten basketbolu hem seviyor hem de tribünlerde göstermiş oldukları performans ile her turnuvaya renk katan bir grup. Turnuvalardan erkenden elenseler bile final maçları veya sonraki tur maçlarında yeşil ağırlıklı kıyafetleri ve göstermiş oldukları basketbol tutkusu ile buradaki turnuvaya da büyük renk katacaklarını düşünüyorum.

9 Aralık 2009 Çarşamba

Klasik Tabirle Avrupa Defterini Kapadık Bu Sene de


Klasik tabirle Avrupa Defterini kapadık dedik başlıkta. Gerçi Beşiktaş olarak zaten pek alışık değiliz çiçekler açtığında Avrupa'da olmaya. Ama insan gene de ahh ediyor vah ediyor tüh diyor. Maçın özeline gelirsek te klasik Denizli alışkanlığı oldu. Fenerbahçe maçında rakibin 10 numarasının peşine bir adam tak. O onu bitirsin sen de rakibinle uğraş işte. Ama olmadı işte. Rakibin ayağı top yapan ve top taşıyan birden fazla adamı olunca kaldık işte. Bir de işin kötü durumu Krasiç'e de aman özel dikkat diye adamın peşinde koşturursan 30. dakika civarı itibari ile Krasiç'in orta tarafa geçişi Necid'in kendi sağ kanadına yakınlaşması ve Dzagoev'in bizim defansın arasıa yakınlaşması ile gömüldük hepten kendi sahamıza ve de defans kurgusu komple karıştı. Nitekim gol geldi geliyor derken geldi. Tello pozisyonu için kırk yıllık halamı amcama çevirmek istemem ama ahh işte diyor insan işte. Diğer söylenecek birçok şeyde artık bu noktada olduğu için fazla birşey eklemek istemiyorum. Yalnız aceto'da yorumlarda "aydın" mahlası ile yazan arkadaşımızın üstüne parmak bastığı gibi CSKA'nın bu sene başına gelen onca şeyden sonra Şampiyonlar Ligi'nde 2. tura geçmesi* helal olsun adamlara dedirtmiştir. Maçla ilgi dikkatimi çeken bir noktada Rüştü'nün ayağı kaydığı pozisyonun devamında kontra yerken sanırım top toplayıcıların attığı ikinci topl oldu. Bilmiyorum bunla ilgili bir ypatırım varmıdır ama yakışmadı bence. Gece ile ilgili eklenecek diğer bir ise sanırım "Our boys did it" olur sanırım.

* Uefa'nın 17 Aralık'ta men ya da puan sıfırlama gibi bir ceza vereceğini düşünmüyorum.

6 Aralık 2009 Pazar

Oyak Renault 91 - Beşiktaş CT 99


Evet Bursa'dan galibiyetle dönüyoruz. Sevinecek tarafı zaten favori olduğumuz maçı kazanmaktan ziyade; sakatlarımızın (Engin, Fletcher) iyileşmesinden öte; hakem üçlüsünün amiyane tabirle teknik faul manyağı yapmasına rağmen takımın psikolojik olarak düşmeden, geri adım atmadan azalan farka rağmen maçtan kopmayıp farkı artırarak aldığı galibiyettir. Bu mental kuvvetin takımımız hakkında sahip olduğumuz olumlu düşünceyi haklı çıkarması da sevindirici. Kısaca ümitliyiz bu takımdan ve takım da sağolsun yüzümüzü kara çıkartmıyor.

Not : Foto kaynak salsabasket

5 Aralık 2009 Cumartesi

The Usual Suspects *


Kimi filmler vardır defalarca izlemek istersiniz sonunu bilmiş olmanız bile hiç fark etmez. Sürpriz bir finali olsa bile ilk izleyişte insanda derin hayret nidaları ile izlemiş olsanız bile tekrar tekrar izlemeyi istersiniz. Her ne kadar sonunda ki sürprizden dolayı tekrar izlenmez diyenler olsa bile tekrar izleseniz bile ayrı bir tat alırsınız. İşte “The Usual Suspects”te bu kategoriye giren hatta ilk sıralarda yer alabilecek bir film.
Senaryosunu Christopher McQuarrie'ın yazdığı, Bryan Singer'ın yönettiği 1995 yapımı 2 Oscar ödüllü filmde Kevin Spacey, Kevin Pollak, Benicio Del Toro, Gabriel Byrne ve Stephen Baldwin rol alıyor. IMDB sitesine ait Top 250 listesinde üst sıralarda yer alıyor.
Kısaca bahsetmek gerekirse limanda meydana gelen bir patlamadan kurtulan iki kişiden biri olan fiziksel özürlü Verbal Kint ( Kevin Spacey ) polis tarafından sorguya alınınca altı hafta öncesinden başlayan bir suç ve ihanet öyküsünü anlatmaya başlar. İşe altı kişilik bir çete, mafya, uyuşturucu, soygunlar, ihanet ve Kayzer Soze adlı bir Türk karışır. Aslında tüm hikaye Kayzer Soze etrafında ve onu anlatarak geçiyor. Peki kim bu Keizer Soze? Söylendiğine göre Türk’müş. Babasının Alman olduğu söylenir. Kimse onun gerçek olduğuna inanmaz. Kimse onunla direkt olarak çalışan, onu tanıyan ya da gören birini bilmez. Kobayashi'ye göre herhangi biri Soze için çalışabilirdi.Bilemezsin. Bu da onun gücüydü.Şeytanın yaptığı en büyük kurnazlık tüm dünyayı yaşamadığına inandırmakmış. Bu şekilde anlatmaya başlıyor Verbal Kint olayları. Başlangıcından beri neye inanıp neye inanmayacağınızı sorguladığınız ama son ana kadar bir sonuca varamadığınız akıcı ve akılcı bir senaryo ile sürükleyici ve de en güzel ve şaşırtıcı final sahnelerinden birine sahip filmi mutlaka izlemenizi tavsiye ederim. Hele ki koleksiyon sahiplerindenseniz arşivinizde mutlaka olması gereken bir film.

* (Olağan Şüpheliler)

29 Kasım 2009 Pazar

Yılmaz Vural


Türk futbolunun şüphesiz en renkli simalarından biri. Futbol tarihimizde Fenerbahçe'yi en çok yenen yerli teknik direktör.Belki de Gordon Milne'den bile fazla yenmiş olabilir. Buna bir bakmak lazım ayrıca. Bunu o kadar çok farklı takımla birden yapması da enteresan tabii. Gerçi büyük çoğunluğu kendi isteği ile değil ama seyyah gibi takımdan takıma gitmesinin payı yadsınamaz. Maçtan önceki iddialı açıklamaları ile bende; gene çok iddiadlı konuşuyor ama fark yiyecek düşüncasinin oluşmasına neden olsa bile maçta açıkça görüldüğü üzere gayette haklıymış ve Kasımpaşa resmen tarihi farkı kaçırdı. Eee doğal olarakta sevindirdi bizi.

26 Kasım 2009 Perşembe

Kurban Bayramınız Kutlu Olsun


Daha henüz başlamadı ama az kaldı. Aman diyeyim kurbanlarınız azıcık diri olsun. Mazallah köprüde tökezlemek de var. Şaka bir yana Allah kurban kesenlerin kurbanlarını kabul etsin. Bayramınız kutlu mutlu ve de en önemlisi sevdiklerinizle ve büyüklerinizle bir olsun.

Sonunda....



Mustafa Denizli bu gece Beşiktaşımızın Manchester United karşısında aldığı 1-0 lık galibiyet sonucunda Şampiyonlar Ligi'ndeki ilk galibiyetini alarak, kendi puan rekorunu geliştirmiş oldu.
Önceki yazının bir nevi tekrarı oldu ama bu şekilde tekrarlar olsun yeter ki...

Eski Yazı

21 Kasım 2009 Cumartesi

Beşiktaş'ta İsmail Güldüren derbide yok


Zaten yoktu böyle bir oyuncu Beşiktaş'ta hiç te olmadı. Ama varmışcasına yokluğu haber oldu. İsmail Köybaşı'nı İsmail Güldüren ile karıştırmışlar haberde ama bu saate kadar düzeltmeyince artık bize de haberi koymak düştü.
Kaynak : Milliyet

12 Kasım 2009 Perşembe

Beşkitaş'taki Sözleşmeli Yabancı Oyuncu Sorunsalı


Gordon Schildenfeld Hırvat Milli Takımı'na çağırılınca aklıma geldi.
O kadar çok yabancı oyuncu oldu ki Beşiktaş'ta.
Zaten bir de yabancı kaleci olsa yabancılardan bir ilk 11 çıkıyor...
4-5-1 ya da 4-3-2-1 şeklinde dizebilirsiniz.

--- Kaleci ----
Zapotocny, Sivok, Ferrari, Schildenfeld
Ernst, Fink, Tello
Delgado, Tabata,
Bobo

Holosko da yedek.
Hatta Marcio Nobre Türk statüsünde olduğundan yazılmadı bile.

11 Kasım 2009 Çarşamba

Neden Ben?


İnsanların sadece başlarına kötü bir olay geldiğinde kullandığı bir soru cümlesidir.
Wimbledon'un ilk zenci şampiyonu Arthur Ashe'den hem konu ile hem de genel olarak hayata bakışımızı sorgulayan güzel bir anekdot.

Arthur Ashe kan naklinden kaptığı AIDS'den ölüm döşeğindeydi..
Hayranlarından biri sordu.
"Tanrı böylesine kötü bir hastalık için neden seni seçti?"
Arthur Ashe cevap verdi.
"Tüm dünyada 50 milyon çocuk tenis oynamaya başlar, 5 milyonu tenis oynamayı öğrenir, 500 bini profesyonel tenisçi olur, 50 bini yarışmalara girer, 5 bini büyük turnuvalara erişir, 50'si Wimbledon'a kadar gelir, 4'ü yarı finale, 2'si finale kalır. Elimde şampiyonluk kupasını tuttuğum zaman Tanrı'ya 'Neden ben?' diye hiç sormadım. Şimdi sancı çekerken, Tanrı'ya nasıl 'Neden ben?' derim?.

6 Kasım 2009 Cuma

Beşiktaş Adına Tutunacak Dal Ararken...


Beşiktaş'ım gene özellikle de futbol takımı ile kaosa doğru ilerlerken güzel giden ya da o yolda ilerleyen olumlu birşeyler de var. Basketbol takımımız iyi bir başlangıç yaptı ve devamını getirirler inşallah.
Konuyla ilgili Okay Karacan yazısında üzerine eklemeye yapmaya gerek bırakmayacak bir biçimde ele almış
Gerçi kendisinden izin almış değilim ama kaynağı belirtir ve kendisine hürmetle selamımı iletirim.

Beşiktaş, bu fırsat kaçmaz!

Futbol takımıyla hüsran yaşayan Beşiktaş salonda bir parça itina gösterilirse neler yapabileceğinin farkında mı acaba? Malum, ülkenin en güçlü iki takımı sezon öncesi birbirine girdi. Lige de öyle müthiş başlamadılar.

Beşiktaş ise, kurduğu kadro ve kullanma şekliyle parkeleri şenlendirecek gibi. Yıllardır şampiyonluk yaşamayan kulüp aslında son birkaç sezonda zaman zaman taraftarı heyecanlandıran işler çıkardı.

Yanlış mı hatırlıyorum, bir dönem Akatlar her maçta hıncahınç dolmuyor muydu?

O dönemin yayıncısı NTV sırf bu seyirci atmosferi için her maçlarını canlı yayınlıyordu.

Bir bakıma seyircisi olan takım televizyon için takip edilesi bir ürün haline dönüşüyordu.

Sahi, o seyirciler nereye kayboldu?

Tam istim üzerindeyken, bazı oyuncuların alacak meselesi yüzünden kulübü terk etmesi, koçların birinin gelip birinin gitmesi ile takımın dengesi bozuldu.

Önce paralarını tahsil edemeyen yabancılar gitti (bazıları kulübü mahkemeye verdi), sonra ödediği bilet parasının karşılığını alamayan seyirciler... Bu sporun ihtiyaç duyduğu izleyici kitlesinin böyle iniş çıkış yaşayan bir takıma sadık kalması beklenemezdi. Şimdi hazır futbol takımı kötü gidiyor, kış şartları zorluyorken, o küskün seyirciyi toplamak pekala mümkün...

Geçen yıldan iskeletini büyük ölçüde korumuş ve kriz şartlarında ekonomik ölçülerde iyi takviye edilmiş bir takım var.

Sezona etkileyici bir başlangıç yaptılar. Önlerinde arka arkaya oynanacak Telekom ve Efes maçları var. Alınacak iki galibiyet büyük avantaj getirecek. Genel resme göre, Efes ve Fener'in sorunlu, Telekom ve Galatasaray'ın da istikrarsız görüntüleri ortadayken, normal sezonu birinci bitirmemek için hiçbir sebep yok. Bunu sağlayabilirlerse play-off serisinde Efes ile Fenerbahçe Ülker'in eşleşmesi işten bile değil, bu olasılığı hiç yabana atmayın. Direkt final oynama şansınız yüzde elli artıyor. Şampiyonluk ise hüner gerektiriyor.

Geçen yıllara oranla kulübü zorlamayacak bütçelerle kurulmuş takımın başarısı önündeki tek engel oyuncu maaşları...

Kulüp, futbolun yanında civciv gibi kalan basketbol takımının oyuncu ödemelerini düzenli yapsın, o takım iyi basketbol da oynar, sezonu da birinci bitirir. Seyirci Akatlar'ı yine doldurur, televizyon yine o maçları yayınlar, sponsor desteği de artar. Öyle olunca final de gelir, belki yıllardır hayal edilen şampiyonluk da..

Böyle işlerin ters gittiği bir dönemde basketbol takımı ilaç gibi gelir Demirören'e..

Kaynak Zaman - Okay Karacan

3 Kasım 2009 Salı

En Güzel Gül


Köyün birinde birgün güzel bir kız yaşarmış,
Kim istemeye gelse olmaz deyip kaçarmış.
Güzelliği her geçen gün dilden dile dolaşır,
Delikanlılar ona hayretlikle bakarmış...

Bu güzelin köyünde bir delikanlı varmış,
Birtek bu delikanlı güzel kızın kapısına varmamış.
Biliyorduki güzeli istemek hep boşuna .
Zaten gitmeyecekti delikanlı kızın hoşuna...

Delikanlı gurbete çalışmaya gitmiş,
Yaşamak için birazda çalışmak gerekirmiş.
İşte böyle düşünüp tutmuş gurbet yolunu,
Gurbet elde zamanla biraz bulmuş yolunu...

Hayatın kanunu zaman gelip geçiyor,
Elde parada var iken evlenmek gerekiyor.
Orada gönlüne göre birisini bulupta,
Evlenip düşlediği yuvasını kuruyor...

Yıllar geçmiş aradan eşiyle köye gelmiş,
Özlediği köyün her tarafını gezmiş.
Kahvede otururken güzelkız aklına gelmiş,
Evlendiği erkeyi bir kez görmek istemiş...

Kızın evine gitmiş kapıda biri varmış,
Güzel kız evinden eşini gülerek uğurlamış.
Bizim güzelin eşi çirkinin birisiymiş
Delikanlı hayretle kızın yanına gitmiş...

Ben peştamal hasanım aynı köylüyüz demiş,
Eşini uğurlarken gördüm deyip eklemiş.
Seni nice delikanlı istedide varmadın,
Eşinle evlenirken nasıl karara vardın...

Güzel kız anlatırım ama bir şartım var demiş,
Bahçemdeki en güzel gülü bulacaksın.
Baştam girip bahçenin sonundan çıkacaksın,
İlerlerken gülü seç geri dönmek yasaktır.
Görevin ilerlerken en güzel gülü bulmaktır...

Delikanlı bahçenin içerisine girmiş,
Bu gül şu gül der iken bahçede biti vermiş.
Bahçenin sonuna gelmiş bir gülü seçememiş,
Bir karara varmakta ne kadar zormuş demiş...

Aslında seçtiği gül biraz geride kaşmış,
Ama geri dönmeyi güzel kız yasaklamış.
Bahçenin sonundan bir gül koparıp gitmiş,
Seçtiğim gül işte getirdim demiş...

Güzelkız delikanlıya bir tebessümle bakmış,
Ama gül bahçesinde daha güzel gül varmış.
Neden en güzel gülü alıp bana gelmedin.
Okadar güzel gül içinde güzelimi görmedin...

Yok demiş delikanlı,
Ben gülleri seçerken baktımki bahçe bitmiş,
Seçtiğim en güzel gül biraz geride kalmış.
Geri dönmek yasaktı gidip onu almadım,
Ras gele bir gül kopardım güzelliğe bakmadım...

Güzelkız şimdi anladınmı demiş,
Benide zamanında niceleri istedi.
Ama hep daha güzelini bulmak için bekledim,
Zaman gelip geçince evlenmek gerek dedim...

Geri dönüş olsaydı seçerdim iyisini,
Almazdım işte böyle tipsizce birisini.
Ama hep güzelliği yanlış yerde aradım,
Güzellik kalpte imiş onu yeni anladım...

Kaynak : Bilgelik Hikayeleri - Cevdet Kılıç

2 Kasım 2009 Pazartesi

Böyle Örneklere İhtiyacımız Var


“Devre biterken yediğimiz ikinci golde kalecimiz Petkoviç topu elinde çok fazla tuttu. Bunu yapmasına ben de bir anlam veremedim. Hakeme söylenecek bir şey yok, çünkü kararı doğruydu. Oyuncularımın itirazını da anlamadım. Bu tür itirazları, saha olaylarını artık görmek istemiyorum. Bizim takımımızda artık böyle bir olay yaşanmayacak”
Muhsin Ertuğral'ın Galatasaray Sivas maçı sonrasında ki açıklamalarından bir kesit. Selefinin enteresan açıklamalarında sonra bu tip örneklerin çoğalması Türk futboluna bir kalite katacağına olan inancımızı arttırran bir açıklama oldu.

31 Ekim 2009 Cumartesi

Kemanın Gözyaşları

Facebookta bu başlık ile dolanırken gördüm.
Kemanı küçükken pek sevmezdim. Hatta hiç sevmez ve "Gıygıy" der geçerdim. Belki de böyle güzel çalanlara denk gelmediğimizden.
video

Yaptılar Bir Hâyır..


Radyodan maçı dinlerken bir yandan da internette dolanıyordum. Eksisozlukte Digiturk'ün Türksattan LigTv yayınının izlenebildiğini görünce önce inanamadım. Sonra bizatihi denedim. Gerçi dakikalar altmışı geçmişti ama maçı sonuna kadar seyredebildim. Hala da yayın açık. İşin güzel tarafı şimdilik Spormax kanalı da açık. Bakalım ne kadar sürecek?

30 Ekim 2009 Cuma

eMo 'yu UzayLı Sanıp TaşLadıLar



Ahh orada bende olaydım da
Bi taş ta ben ataydım... :D


Not : Resim, metin ve yaptıkları mizah süperdi. Buraya koyamadan edemedim. Facebook hesabınız varsa zaten arkaşlarınızdan dolayı en kötü bir kaç güne kadar size de ulaşır bu resim. Başıkta onların yazım formatına uymuştur diye umut ediyorum.

29 Ekim 2009 Perşembe

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı


Şu dünya üzerinde sahip olduğumuz güzelliklerin başında gelir güzel yurdumuz.
Kutlu olsun Cumhuriyet Bayramımız. Mehmet Akif'in dediği gibi Allah bu millete tekrar İstiklal Marşı yazdırmasın

28 Ekim 2009 Çarşamba

Mire Chatman


Dün akşam WBC Raiffeisen Wels ile oynadığımız Euro Cup eleme maçındaki istatistikleri.
34 Sayı, 9 Asist, 8 Ribaund, 4 Top Çalma
Bir oyun kurucudan daha ne bekleyebilirsiniz ki?

27 Ekim 2009 Salı

Geçmiş zamanlarda hexadecimal de kullanmışız...


Uzunca bir süredir dokunmadığım eskiden kalma notlar, kitaplar ve birçok ıvır zıvır vardı. Eylül sonunda askerden gelince hazır da henüz işe başlamamışken bunlara bir el atayım dedim. Aralarında ta üniversiteden kalma notlar dahi çıktı. Zamaında kıyıp atmamışız. Hele ki 2004 Ocak ayında üniversiteyi bitirdiğimi düşünürsek bu kadar zaman iyi durmuş diyorum bu notlar. Muhtemelen 2. sınıf programlama laboratuarı dersinden kalma. Sene de sanırım 2002. Ama tam emin değilim işte. Hey gidi günler diyorum şimdi. Ödevleri ceza puanı almadan zamanında yetiştireceğiz diye az sabahlamamıştık. Gerçi ödevlere geç başlamanın da etkisi fazla idi ama neyse. Mesele zaten nostalji yapmak. Notlar arasında zamanında basit bir metin düzenleyici programcık için aldığım ve tuttuğum bilgiler de vardı. Sanırım assembly de yazmıştık bunu. Tam emin değilim gerçi. Orada tuş alımları için hexadecimal kodlarını çıkarmışım. Bazı tuşların değerlerini de not etmişim. Bunlardan bir kısmı aşağıda
Escape 0x11B0
Up 0x4800
Left 0x4b00
Right 0x4d00
Down 0x5000
F1 0x3B00
....
F10 0x4400 (F1 - F10 arası Yüksek öncelikli (*) değeri hexadecimal olarak 1 artıyor)
Insert 0x5200
Delete 0x5300
Home 0x4700
End 0x4f00
Page Up 0x4900
Page Down 0x5100


Yorucu ama güzel bir ödevdi diye hatırlıyorum. Şimdikiler bu tip işlerle uğraşıyorlar mı bilmiyorum. Çünkü Java her yeri kapladı gibi duruyor.

* (Yanlış hatırlamıyorsam bu şekilde deniliyordu)

25 Ekim 2009 Pazar

Ne oluyor bu Galatasaray kalecilerine Kadıköy'de?


Sorun aslında direk beni alakadar eden bir sorun değil ama bence dikkat çekici bir durum. Elleri ayakları birbirine dolanıyor. Ya ikisi birden ya elleri dolanıyor ya da ayakları. Bu gece de Leo Franco geri paslarda oldukça başarılı bir performans gösterdi Fenerbahçe için.

Bazen Yapamamak İyidir



Ekrem Dağ'ın 83. dakikada attığı golün kısaca özeti budur aslında. Kendisi de maç sonunda zaten belirtiyor topa dokunamadım diye. Çünkü dokunsa kuvvetle muhtemel Ivesa topun geçişini engelleyecek. Dolayısı ile Ekrem'in topa dokunamaması daha hayırlı olmuş. Golü görünce herkesin aklına farklı goller gelebilir ama benim aklıma Sergen'in Chelsea'ye attığı ikinci gol geldi. Onda da Sergen seken topa değememiş, Sergen'in topa değeceğini düşünen Cudicini müdahele için zıplamış ve topa değememişti.

23 Ekim 2009 Cuma

D-Smart mı D-Fool mu?


Bence gecenin en önemli sorularından birisi bu. Güzel maçı açık kanaldan vereceğiz demek. Hatta vermek. Ama insanda bir maç izleme keyfi bırakmıyorsunuz ki. Salı akşam şampiyonlar ligi maçlarının yayınlanmamasından bile daha kötü idi bu akşam yaptıkları. Maç boyunca Digiturk'ün adını anmamaya çalışmaları komedisi yetti derken 2. yarıda yayının resmen içine eden koskocaman bir logo ile maç izleme keyfimizi kaçırdılar. Daha da kötüsü elbette kendilerine oldu. Çünkü olası yüzlerce belki binlerce aboneyi de daha şimdiden kendilerinden soğuttular iyicene. Ayrıca aynı rezaleti yaşattıkları abonelerini saymıyorum bile.

Not: Affına sığınarak ekran görüntüsünü direk arielortegadan aldım.

21 Ekim 2009 Çarşamba

Sonunda....


Mustafa Denizli bu gece Beşiktaşımızın aldığı 1 puan sonucunda Şampiyonlar Ligi'ndeki kendi puan rekorunu kırmış oldu. Umarız geliştirmesi 3'er 3'er olur....

20 Ekim 2009 Salı

Bjkbloglar.com


Blog aleminin sayılı Beşiktaş'lı bloglarından haberdar olmak artık çok daha kolay.
Bir fikir-düşünce eyleme dönüştü ve Bjkbloglar.com yayın hayatına başladı.
Haydi o zaman Omuz Omuza.

Katılmak için info@bjkbloglar.com 'a mail atmanız yeterli.
Tabi ki esas koşul Beşiktaş'la ilgili içeriğe sahip bir blog olmalıdır.


Not : Blog yayınına yeni başlayan biri olarak ben de başvuruda bulundum. Sağolsunlar kırmadılar...

Diego Armando Maradona


Büyük ounculardan büyük teknik direktör olur mu? Bu soru genelde olmaz cevabının verildiği ve istisnanın kaideyi bozmadığı bir cevaba sahip. Benim bildiğim Johan Cruyff haricinde başarılı olan büyük bir futbolcu yok. Diego Armando Maradona'nın teknik direktörlüğünü yaptığı Arjantin milli takımının şimdiye kadar çoktan gruplardan çıkmayı garantilemiş olması gerekirken bunu son maça bırakıyor olmaları da bu sorunun kalasik cevabını doğrular görüntüde. Bakalım Maradona milli takımı ile kara kıtada ne yapacak? Şimdilik sahada karşısına çıkan 5-6 adama çalım atması onun için daha kolaymış gibi duruyor.

20 yaş ve altı yükselen yıldızlar...




Seçim Uefa'nın...
İsmail Köybaşı da Uefa tarafında parlaması beklenen isimleri arasında sayılmış.
Beşiktaş'ın geleceğe yatırım amaçlı yapılmış genç transferlerinden. Her ne kadar bonservis bedeli olarak Gaziantep'e yüklüce bir miktar ödemiş olsak ta bu çocuktan oldukça umutluyum. İnşallah Beşiktaş'ın sol kanadının uzun bir süre yeni bir isme ihtiyacı kalmaz. Gerçi Beşiktaşımızın son yıllarda genç yıldızları öğütme konusunda gösterdiği büyük başarı ortada olsa da gene bu seneki transferlerin o silsileye katılmayacağına inanıyorum.

Uefa'nın Haberi

18 Ekim 2009 Pazar

Nostalji

Yeni nesil tabii ki bilemeyecek o sesteki ahengi ve sonucunda internete bağlanabilme ihtimalini sevmeyi.... video

17 Ekim 2009 Cumartesi

IsoBuster


Birçok bilgisayar kullanıcısının başına gelmiştir. DVD sürücünüz aldığınız zaman canavar gibi çalışırken; ilerleyen zaman içerisinde, kendi yazmış olduğu DVD'ler dahil okuma işleminde sorun çıkartırlar. Özellikle DVD-R özellikli DVD'lerde bu sorunu çıkartıyorlar malesef. Bu sorunu aşmak için çeşitli programlar mevcut. Bunlardan birisi de IsoBuster adlı şahane program. Başka programlar da vardır mutlak. Ama kullandığım ve şu ana kadar beni üzmeyen yapısı ile tavsiye edilesi bir yardımcı program.

14 Ekim 2009 Çarşamba

Esaretin Bedeli


Kısaca karısını öldürmekle suçlanan ve Shawshank hapishanesine gönderilen Andy Dufresne'nin (Tim Robbins) dostu Red'le(Morgan Freeman) planlarını, düşüncelerini, dosluklarını ve hapishaneden kaçışını anlatan film. Klasik olarak bir hapishaneden kaçış öyküsünün dşında kalan ve de şimdiden klasikler arasında yerini alan bir flim.
Ama içersinde hayalleri olan bir insanın asla umudunu kaybetmemesi gerektiğini bazı engeller olsa bunun insanın düşüncelerin ve de hayallerine ket vurmaması gerektiğini, insanın bir amacı olduğu müddetçe gerçekten şartlar ne olursa olsun insanca yaşayabileceğini anlatıyor.
Franak Darabont tarafından Stephen King’in eserinden uyarlanarak 1994 yılında çevrilmiş bu flim sinemaseverler tarafından başyapıtlar arasında kabul ediliyor. 7 dalda Oscar adayı olan bu flim aynı yıl aday olan “Forrest Gump” ve “Pulp Fiction” gibi diğer kaliteli flimler yüzünden belki de çokca hakettiği heykelcikleri alamamıştır.
Morgan Freeman ve Tim Robbins’ın harika oyunculuğuun yanısıra sağlam kurgusu ve senaryosu ile kesinlikle izlenilmesi gereken bir flim. Herkesin istediği bir sonla bitmesine rağmen herkesin beğenisi kazanan bir flim. Sadece belli bir grup tarafından değil hemen hemen her kesimden insanın beğenisini kazanmıştır. IMDB listesinde en iyi 250 flim arasında üst sıralarda yer alması da bunun bir kanıtı olsa gerek. Eğer bir flim koleksiyonunuz içerisinde mutlaka bulunması gereken bir flim.

13 Ekim 2009 Salı

Tarih Öncesine Dönüş…..


Belçika maçı sonrası dikkatimi çeken bir durum oluştu. Ermenistan ile Çarşamba akşamı Bursa’da oynayacağımız maçın sonucunda grubu dördüncü bitirebilme ihtimalimiz bile var. En son hangi grup elemesinde bu ihtimal başımıza gelmişti hatırlamıyorum ama baya bir önce olması gerekli. Bunu da bir araştırmak lazım.

11 Ekim 2009 Pazar

Maksat Muhabbet Olsun

Belki ne diyor bu saçmalamış gene diyeceksiniz ama olsun maksat muhabbet olsun yazmak bahane...

Öncelikle birseyler yazabilmek zor zanaat gerçekten.. Aslında zor sanat demek daha doğru olur kanımca çünkü herkes karın doyurmak için kullanmıyor. Dolayısıyla zanaat demem de doğru olmaz. Sanat en şık sözcük gibi. Her ne kadar Arapça kökenli olsalar da ben onları Türkçe sözcükler olarak kabul ediyorum ki onca yıl hatta yüzyıllarca kullanmışız artık Türkçe olarak kanıksamış olmamız lazım.Türkçe sözcüklerin anlam kaymasına uğramasını ve yanlış yerlerde yanlış manalar ile kullanılmasını sevmiyorum, hoşlanmıyorum. Ne yapıyım yapım böyle... Artık mazur görürsünüz beni.
Neyse sanat mı zanaat mı diyerekten lafı fazlaca dolandırtıktan sonra başlangıç noktasına dönersek iki lafın belini kırmak, lafları ard arda dizebilmek, keyifli bir sohbet edebilmek ya da yazı yazabilmek gerçekten zor. Genelde de benim zorlandığım konuların başında geliyor bu mevzu. Sohbeti alıp bir yerlere taşıyabilmekten ziyade bir şekilde konuşmaya başlayabilmek zor ya da aslında çok güzel bir girizgaha sahip olduktan sonra ucu havada asılı kalaraktan devamını getirememek zor. Belki cümlelerin havada asılı kalmasından kaynaklı karşı tarafın lafın devamında neler geleciğini bekleme sürecinde senin yüzüne alık salık bakarken senin o esnada kafanda acaba ne desem de durumu toparlasam ya da lafın sonunu bağlayabilsem derken ve de sonunu bağlayamayınca benim de sık sık olduğum gibi işte böyle kasmakmaktan midene giren ağrılar eşliğinde cümleleri tamamlamak zor geliyor. Sonra da işte birden lafın birmesi sözün kalmaması ama o arada ki vaktin de bitmek bilmemesi.
Esasen durumun kaynağı belki de düşünmeden konuşmak. Cümleleri bir düşünce süzgecinden geçirmeden bir anda konuşma sevdasına kapılaraktan öylesine ard arda dizmeye çalışmanın sonucu olabilir. Ya da bu sevdaya dar kelime hazinesine rağmen tutulmak ve de kaynakların çabuk tüketilmesine binaen ortada öylece kalakalma durumu da olabilir.
Vel hasıl kelam insanoğlu bu bi konuşmaya başlayınca susumuyor. Susmadıkça ve de bu konuda ısrar gösterince de saçmalamaya başlıyor. O yüzden ben de fazla uzatmadan ve de saçmalamadan ve de daha da önemlisi oluşturduğumuz karizmayı tüketmeden dutumu yiyeyim bari de o vakur olduğuna inandığımız duruşumuza halel gelmeden noktayı koyalım.